İran İslam Cumhuriyeti Trabzon Başkonsolosluğu, 28 Şubat 2026 tarihinde Minab kentinde "Şajere Teyyebe" Kız İlkokulunun hedef alınması ve 168 kız öğrencinin hayatını kaybetmesine ilişkin açıklamada bulundu.
Açıklamada, olayın üzerinden 168 gün geçtiği belirtilerek, sınıflarda boş kalan 168 sıra ve yas içindeki 168 ailenin, "Çocuklar neden ve hangi suçun karşılığında, ikinci evleri olan okullarında hedef alındı?" sorusunun yanıtını beklediği kaydedildi. "Diplomasi yolunun ortasında işlenen bir suç" Başkonsolosluk açıklamasında, olayın zamanlamasına dikkat çekildi.
Saldırıdan yalnızca iki gün önce İran İslam Cumhuriyeti ile ABD arasındaki müzakerelerin üçüncü turu ve siyasi görüşmelerin Cenevre'de sona erdiği, arabulucuların ise müzakere sürecinde "önemli ilerleme" kaydedildiğini ifade ettiği belirtildi.
Açıklamada, saldırının diplomatik müzakerelerin devam ettiği dönemde gerçekleşmesine ilişkin, "Bu eylem, diplomasi sürecini sabote etmeye yönelik kasıtlı bir girişim miydi, yoksa insan hayatına, özellikle de çocukların yaşamına yönelik feci bir kayıtsızlığın sonucu muydu?" sorusu yöneltildi.
ABD güçlerinin sorumluluğu gündeme getirildi ABD ordusunun yürüttüğü soruşturmalar hakkında yayımlanan bulgu ve raporlara göre, Şajere Teyyebe Okuluna yönelik saldırıda ABD güçlerinin doğrudan sorumluluğunun gündeme getirildiği ve doğrulandığı savunuldu.
Yayımlanan raporların, saldırının ABD güçlerinin yürüttüğü operasyon sırasında ve Tomahawk füzesi kullanılarak gerçekleştirildiğine işaret ettiği belirtildi.
Açıklamada, bu durumun sorumluluk ve hesap verme yükümlülüğünü siyasi bir anlaşmazlığın ötesine taşıyarak uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası ceza sorumluluğu çerçevesinde ciddi bir mesele hâline getirdiği ifade edildi.
Bağımsız ve güvenilir soruşturmaların saldırının kasıtlı olduğunu veya savaş suçu teşkil etmesi için gerekli unsurların bulunduğunu ortaya koyması durumunda, ilgili emir verenlerin, saldırıyı gerçekleştirenlerin ve sorumlu komutanların hukuki ve cezai sorumluluğunun ciddi biçimde incelenmesi gerektiği kaydedildi.
Uluslararası hukuk kurallarına dikkat çekildi Açıklamada, silahlı çatışmalar sırasında masum insanların zarar görmesini önlemek amacıyla uluslararası hukukta açık ve bağlayıcı kurallar bulunduğu belirtilerek, Minab faciasında uluslararası yükümlülük ve kuralların en az üç önemli alanında ihlal yaşandığı ifade edildi. 1977 tarihli Cenevre Sözleşmelerine Ek I No'lu Protokol kapsamında uluslararası insancıl hukuktaki ayrım gözetme ve orantılılık ilkelerine dikkat çekildi.
Silahlı çatışmalara ilişkin kurallar uyarınca tarafların askerî hedeflerle siviller ve sivil nitelikteki mekânlar arasında ayrım yapmak, saldırıların planlanması ve gerçekleştirilmesi sırasında sivillerin zarar görmesini önlemek için mümkün olan tüm tedbirleri almakla yükümlü olduğu belirtildi.
Bir sivil mekânın kasıtlı olarak hedef alınmasının açık bir savaş suçu teşkil edebileceği ifade edildi. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme vurgusu Açıklamada, 1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin çocukların yaşam, hayatta kalma ve gelişme hakları ile silahlı çatışmaların etkilerinden korunmaları gereğini vurguladığı belirtildi. Çok sayıda küçük yaştaki öğrencinin bir eğitim ortamında hayatını kaybetmesinin, çocukların yaşam, güvenlik ve korunma haklarına ilişkin uluslararası yükümlülüklerin açık bir ihlali olduğu savunuldu.
Bağımsız uluslararası soruşturma çağrısı Minab faciasının siyasi değerlendirmeler ve bölgede hızla değişen gelişmeler arasında unutulmaması için uluslararası mekanizmaların devreye girmesi gerektiği ifade edildi.
Bağımsız bir uluslararası özel mahkeme veya uluslararası hakikat araştırma mekanizması oluşturulması gerektiği belirtilerek, uydu görüntüleri, silah kalıntıları, uçuş verileri, hedefleme bilgileri, operasyonel belgeler ile hayatta kalanlar ve kurtarma ekiplerinin tanıklıklarının incelenmesinin gerçeğin ortaya çıkarılmasına katkı sağlayabileceği kaydedildi.
Bağımsız bir soruşturmanın sivillere veya bir eğitim kurumuna yönelik saldırının savaş suçu unsurlarını taşıdığını ortaya koyması hâlinde, emri verenler, komutanlar ve diğer ilgili kişilerin uluslararası mekanizmalar çerçevesinde veya özel bir uluslararası mahkeme kurulması yoluyla soruşturulabileceği ve haklarında kovuşturma yürütülebileceği belirtildi.
Uluslararası Adalet Divanı gündeme getirildi Devletlerin sorumluluğu ve tazminat konularına ilişkin meselelerin de yargı yetkisine dayanak teşkil eden hukuki bir temel bulunması ve gerekli hukuki koşulların gerçekleşmesi hâlinde Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) önünde ele alınabileceği ve takip edilebileceği ifade edildi. "Suçun kendisi kadar ağır olan bir sessizlik" Başkonsolosluk açıklamasında, Minab faciasının uluslararası kuruluşlar, Batı'nın insan hakları konusundaki iddiaları ve uluslararası insan hakları mekanizmaları açısından büyük bir sınav olduğu belirtildi.
Dünyanın herhangi bir yerinde tek bir çocuğun kasıtlı olmaksızın dahi hayatını kaybetmesinin öfkeye, kınamaya ve hesap verme çağrılarına yol açtığı ifade edilen açıklamada, 15 dakika arayla gerçekleştirilen iki ardışık füze saldırısında 168 Minablı çocuğun hayatını kaybetmesi karşısında yalnızca göstermelik açıklamalarla yetinilmesi veya sessiz kalınması eleştirildi.
Açıklamada, bu olayda açık bir çifte standartla karşı karşıya olunduğu savunularak, bunun uluslararası insan hakları ve insancıl hukuk sistemine yönelik kamuoyu güvenini ve sistemin meşruiyetini ciddi biçimde zedeleyebileceği belirtildi.
Açıklama, "Minablı 168 kız öğrenci birer 'sayı' değildir; 168 hayat, 168 aile ve yıkılmış 168 hayaldir." ifadeleriyle sona erdi.