Doç.
Dr.
Siyaset Bilimci İsmet AKÇA NATO 3.0 olarak adlandırılan sürece baktığımızda ABD, küresel sistem içindeki gerileyen hegemonyasını dengelemek istiyor.
ABD’nin esas hedefi Çin.
Bu sebeple askerî-politik merkezi de Asya-Pasifik’e kaydırmak istiyor.
Bunu yaparken de bugüne kadar sorumluluğunu üstlendiği yükümlülüklerini azaltmak istiyor.
Bu bölgelerden biri Avrupa, biri Orta Doğu.
Bu NATO toplantısı, esas olarak Avrupa meselesi ile alakalıydı.
Tam da bu sebepten NATO’nun Avrupalılaşması gibi kavramlar konuşuldu.
Temel olarak Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisinin ne olacağı, bu mimarinin hem finansal hem organizasyonel hem üretim açısından Avrupa tarafından nasıl daha fazla yüklenilmesi gerektiği konuşuldu.
Buradan çıkan sonuç da bu. İlk defa Savunma Sanayii Forumu yapıldı. 50 milyar Avro’nun üstünde tedarik yapılacağı duyuruldu.
Avrupa’nın yeniden militarizasyonu ve NATO içinde Avrupa’nın güvenlik şemsiyesini üstlenmesi meselesinin en büyük katalizörü ise Ukrayna Savaşı. 2026 için Ukrayna’ya 70 milyar Avro askerî ekipman taahhüt edildi.
Buradaki temel mesele, küresel emperyalist sistem içindeki yeniden yapılanmada Avrupa güvenliğinin yeniden inşası meselesi.
Keza toplantı da bu minvalde geçti.
Dünyanın yaşadığı sürecin bir barış süreci olmadığı kesin.
Dünya, geniş bir militarizasyon süreci yaşıyor. 2035’e kadar en büyük vaat şu: askerî harcamaların GSYİH’ye göre yüzde 5’e çıkarılması.
Dünya; askerî harcamalar, yatırımlar ve bir savaşlar sürecini yaşıyor. İran meselesinde de Amerika bir yenilgi aldı. İran bir zafer kazanmadı ama Amerika’nın “hegemonik güç” tanımını zedeledi.
Trump’ın savaşı Amerikan siyasetine anlatmakta zorlandığını düşünüyorum.
Bence Trump, NATO’ya tam da herkese pastadan pay dağıtılırken şu mesajı veriyor: “Ben bunu yaparım, siz de bunun bir parçasısınız ve bunu eleştiremezsiniz.” İktidar ise ideolojik propaganda açısından toplantıdan istediğini aldı.
Propagandasını yapabileceği bir NATO toplantısı geçirdi.
Bunun kazanımlarının neler olacağını zaman gösterecek.
Türkiye, yeni kurulan güvenlik mimarisinin belirleyici unsuru olmak istiyor. Özellikle Avrupa askerî sanayisinin yeni projelerinde pay almak istiyor.
Birtakım iş birlikleri oldu ama birtakım veto duvarları ile de karşılaşacaktır Türkiye.
Dünyada askerî harcama artarken Türkiye de son 10-15 yılda İHA, SİHA, kara, deniz araçları ile kapasitesini geliştirdi ve bunlarla beraber pastadan pay almaya çalışacaktır.
Trump, seçildikten sonra iç siyasette açık çek verdi Erdoğan iktidarına. Örnek olarak 19 Mart sürecini ve CHP’ye butlan hamlesini bu açık çekten bağımsız düşünemeyiz.
Hem Trump hem Barack bunu açıklıkla ifade etti.
Erdoğan’ın ihtiyaç duyduğu şeyin meşruiyet olduğunu ve bunu ona vereceklerini söyledi.
Türkiye de dolayısıyla Amerika-NATO hattında bir dış politikaya oturdu.
F-35 ve CAATSA yaptırımları ne olacak, biraz daha tartışmalı.
Kongre süreçlerinin işlemesi gerekecek.
Bunları süreç gösterecek. Şu an için iktidar propagandasını yapabileceği bir şey elde etti.
Trump da Erdoğan için “İstediği şeyi elde etti.” dedi.
Bunun sonuçları var tabii ki.
Rusya’ya karşı Karadeniz özelinde Türkiye, bir uç hat halinde sorumluluklar alıyor. İstanbul Boğazı’nda bir deniz komutanlığı kurulacağı konuşuluyor.
Adana’da bir karargâhın kurulması söz konusu.
Bu durum, NATO’nun sınırlarının Orta Doğu’ya dayanmış durumda olduğunu gösteriyor.
Bu da Türkiye’ye Orta Doğu’da bir rol biçiyor. Şu anda bir zafer olarak sunulan sürecin kendisi işlemeye başladığı zaman çatışmalar, savaşlar getirecek.
Toplantı, Türkiye’nin kaynaklarını sosyal ihtiyaçlara, sağlığa, eğitime değil, askerî harcamalara ayıracağını gösteriyor.
Trump, seçildiğinden beri iç siyasette Erdoğan’ın adımlarını kolaylaştırıyor.
Zaten muhalefet, muazzam bir baskı sürecinden geçiyor. İktidarın bunları yapılabilmesinin temeli uluslararası destek ile mi oluyor?
Hayır, zaten böyle bir sürecin içindeyiz ancak elini kolaylaştıran bir durum tabii ki.
Avrupa kamuoyunda da hâkim olan söylemlere baktığımızda Türkiye; otokratik bir ülke, istikrarsız ve sorunlu olarak görülüyor ancak “Rusya tehdidi, Avrupa güvenlik mimarisi için Türkiye’ye ihtiyacımız var.” diyorlar.
Kabullenilmiş bir durum var zaten ama bir kere daha teyit edildi ABD’nin iktidara meşruiyet verdiği.
Muhalefetin açmazı ise NATO’ya, “Türkiye demokratik bir hukuk devleti olursa ittifaka daha iyi hizmet eder.” diyorlar.
NATO ise demokrasi arayışında olan bir yapılanma değil.
Sonuçta bir savaş örgütü.
Bu sebeple muhalefet, böyle bir açmaza düşüyor.