Bir yanda atama bekleyen binlerce genç diş hekimi, diğer yanda ağır hasta yükü altında çalışan kamu hekimleri bulunuyor. Dişhek-Sen Genel Başkanı Banu Yıldırım, bu tablonun temelinde plansız eğitim ve yetersiz istihdam politikalarının bulunduğunu söyledi.
Dişhek-Sen Genel Başkanı Banu Yıldırım, diş hekimlerinin yaşadığı temel sorunlara ilişkin, “İstihdam yetersizliği, ağır iş yükü, emeğimizin karşılığını alamamak ve mesleki itibar kaybıdır. Genç meslektaşlarımız iş bulmakta zorlanırken kamudaki diş hekimleri yoğun hasta yükü altında çalışıyor. Özel sektörde ise düşük ücret, güvencesizlik ve artan işletme maliyetleri öne çıkıyor. Bu sorunların temelinde eğitimden istihdama ve hizmet sunumuna kadar uzanan plansızlık var” ifadelerini kullandı. “TÜRKİYE’DE 20 BİNDEN FAZLA DİŞ HEKİMİ ATAMA BEKLİYOR” Atama bekleyen diş hekimi sayısının 20 bini aştığını belirten Yıldırım, şöyle konuştu: “Yeterli kadro açılmıyor. 2026 yılının ilk atama kurasında 16 bin 370 diş tabibi başvurusuna karşılık yalnızca 314, 636 uzman diş tabibi başvurusuna karşılık ise 207 kadro açıldı. Fakülte sayıları ve öğrenci kontenjanlarındaki plansız artışa kamu istihdamının yetişememesi nedeniyle atama bekleyen diş hekimi sayısı 20 bini geçti. Bir tarafta mesleğini yapmak için atama bekleyen binlerce diş hekimi, diğer tarafta ağır hasta yükü altında çalışan kamu diş hekimleri ve tedaviye ulaşmakta zorlanan vatandaşlarımız var. Bu çelişki, kamu yatırımları ve istihdam yetersizliğinin sonucudur. Yeni diş hastaneleri ve ağız ve diş sağlığı merkezleri açılarak kadrolu istihdam artırılmalı; fakülte ve kontenjanlar ülkenin gerçek ihtiyacına göre planlanmalıdır.” Yıldırım, Türkiye’de diş hekimliği fakültelerinin ve öğrenci kontenjanlarının plansız artışının mesleğin geleceğini tehdit ettiğine dikkat çekerek şöyle konuştu: “TDB’nin 2025 raporuna göre Türkiye’de diş hekimliği fakültesi sayısı 105’e ulaştı. Raporda, yeni öğrenci alımı durdurulsa bile mevcut öğrencilerin mezun olmasıyla beş yılda yaklaşık 50 bin yeni diş hekiminin mesleğe katılacağı ve toplam sayının 100 bine yaklaşacağı öngörülüyor. İstihdam olanakları aynı ölçüde artırılmazsa işsizlik, düşük ücret ve güvencesiz çalışma daha da yaygınlaşacaktır. Plansız büyüme eğitim niteliğini de etkiliyor. Öğrenci sayısıyla birlikte yeterli öğretim üyesi, klinik altyapı ve uygulama imkânı sağlanmadan nitelikli diş hekimi yetiştirilemez. Yeni fakülte açılışları durdurulmalı, mevcut fakülteler eğitim yeterliliği açısından değerlendirilmeli, gerekli kriterleri sağlayamayan fakülteler kapatılmalı ve kontenjanlar bilimsel planlamalara göre azaltılmalıdır. Eğitim ve istihdam, toplumun ağız ve diş sağlığı ihtiyacı gözetilerek birlikte planlanmalıdır.” DİŞ HEKİMLİĞİ DİPLOMASI ARTIK YETERLİ DEĞİL Mİ? Genç diş hekimlerinin mezuniyet sonrasında karşılaştıkları istihdam sorunlarına ve gelecek kaygısına işaret eden Yıldırım, şu ifadeleri kullandı: “En büyük sorun, beş yıllık ağır bir eğitimin ardından mesleğini hangi koşullarda yapabileceğini bilememektir. Kamuya atanma imkânı sınırlı; özel sektörde emeğinin karşılığını alabileceği, güvenceli bir iş bulmak zor. Kendi kliniğini açmak ise ciddi sermaye gerektiriyor. Uzmanlık eğitimi de birçok genç meslektaşımız için bilimsel bir tercihin yanında iş ve gelecek güvencesi arayışına dönüşüyor. Genç bir diş hekiminin mesleğe başlangıcı bu kadar belirsiz olmamalıdır. Kamu diş hekimlerine özel bir sendika olduğumuz için özel sektör hakkında yorum yapmam doğru olmayabilir. Kabaca bilgi verebilirim ama yüzeysel kalır. Bu sebeple kendi alanımıza özel sorulara cevap vermeyi tercih ediyorum.” “EMEĞİN KARŞILIĞINI VEREN TEK KALEM MAAŞ İSTİYORUZ” Dişhek-Sen Genel Başkanı Banu Yıldırım, kamuda görev yapan diş hekimlerinin çalışma koşulları, hasta yoğunluğu ve mali haklarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yıldırım, şöyle devam etti: “Öncelikle hasta sayısı, MHRS randevu aralıkları ve günlük iş yükü; performans hedeflerine göre değil, uygulanacak tedavinin niteliği, işlem süresi ve hasta güvenliği esas alınarak planlanmalı; diş hekiminin mesleki özerkliği ve klinik karar yetkisi korunmalıdır. Diş hekimliği, muayeneyle sınırlı olmayan, girişimsel ve cerrahi işlemler içeren bir sağlık hizmetidir. Radyoloji, sterilizasyon, yardımcı sağlık personeli, gerektiğinde uzman desteği ve etkin sevk mekanizmaları sağlanmadan güvenli ve nitelikli hizmet sunulamaz. Hizmet kapasitesini artırmak yerine mevcut çalışma düzenini zorlayan vardiya ve mesai kaydırma uygulamalarına son verilmeli; fiziki, teknik ve personel altyapısı güçlendirilmelidir. Mali haklarda temel talebimiz, emeğin ve mesleki sorumluluğun karşılığını veren, emekliliğe yansıyan, güvenceli ve tek kalem maaş sistemidir. Ek ödeme sistemi; belirsiz katsayılardan, kurumsal farklılıklardan ve öngörülemeyen performans kriterlerinden arındırılarak şeffaf, objektif ve hakkaniyetli bir yapıya kavuşturulmalıdır. İşlem puanları; uygulamanın süresi, teknik güçlüğü, emek yoğunluğu ve mesleki riskleri esas alacak şekilde güncellenmelidir. Yıpranma payı iyileştirilmeli, 5434 ve 5510 sayılı kanunlara tabi hekimler arasındaki emeklilik hak ve aylık farklılıkları, özellikle 2008 sonrası göreve başlayan meslektaşlarımızın yaşadığı kayıplar giderilmelidir. Sağlıkta şiddet ve mobbinge karşı önleyici, caydırıcı ve etkin hukuki koruma mekanizmaları oluşturulmalı; diş hekimlerinin güvenli, sağlıklı ve insan onuruna yakışır koşullarda çalışma hakkı güvence altına alınmalıdır.” “BÜTÜNCÜL BİR SAĞLIK POLİTİKASIYLA ÇÖZÜLEBİLİR” Sağlık Bakanlığı ile YÖK arasında ortak insan gücü planlaması yapılması çağrısında bulunan Yıldırım, şu ifadelere yer verdi: “Diş hekimliğinin sorunları, geçici düzenlemelerle değil; eğitim, istihdam, hizmet sunumu ve çalışma koşullarını birlikte ele alan bütüncül bir sağlık politikasıyla çözülebilir. Öncelikle Sağlık Bakanlığı ve YÖK arasında, nüfusun ağız ve diş sağlığı ihtiyaçlarını ve istihdam kapasitesini esas alan ortak bir insan gücü planlaması yapılmalıdır. Yeni fakülte açılışları durdurulmalı, mevcut kontenjanlar azaltılmalı ve eğitimde nitelik güvence altına alınmalıdır. Kamu yatırımları artırılarak yeni ADSM’ler ve ADSH’ler açılmalı, mevcut kurumların fiziki ve teknik altyapısı güçlendirilmeli, kadrolu diş hekimi istihdamı genişletilmelidir. Koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri birinci basamağa entegre edilmeli; önerdiğimiz ‘Aile Diş Hekimliği’ modeliyle tedavi odaklı sistemden erken tanı, koruma ve düzenli takibe dayalı bir hizmet anlayışına geçilmelidir. Atama bekleyen genç meslektaşlarımız da bu alanda istihdam edilmelidir. Kamuda ise hasta ve randevu planlaması tedavinin gerektirdiği süreye göre yapılmalı, hekimin mesleki takdir yetkisi korunmalı, vardiya uygulamaları kaldırılmalıdır. Performans ve ek ödeme sistemi yeniden düzenlenmeli; emeği, mesleki riski ve hizmetin niteliğini esas alan, emekliliğe yansıyan tek kalem adil bir ücret sistemi oluşturulmalıdır. Özlük hakları, uzmanlık eğitimi ve mesleki güvenlik sorunları da bu reformun ayrılmaz parçalarıdır. Bütün bu politikaların etkin biçimde yürütülmesi için Sağlık Bakanlığı bünyesinde, alanın ihtiyaçlarına hâkim diş hekimlerinin yönetiminde müstakil bir Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulmasını öneriyoruz. Taleplerimiz yalnızca sorunların tespitinden ibaret değildir; sorumlu kurumları, finansmanı, ölçülebilir hedefleri ve uygulama takvimi belirlenmiş, sürdürülebilir bir ağız ve diş sağlığı sistemi istiyoruz.” Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı: “Diş hekimliğinin sorunları çözümsüz değildir; ancak kararlı bir irade, doğru planlama, yeterli kamu yatırımı ve mesleğimizin ihtiyaçlarını esas alan bir sağlık politikası gerektiriyor. Biz yalnızca özlük ve mali hakları savunan değil; diş hekimliğinin geleceğine, istihdam politikalarına, çalışma koşullarına ve toplumun nitelikli ağız ve diş sağlığı hizmetine erişimine ilişkin somut çözümler üreten bir sendikayız. Öte yandan 24 Ekim’de Ankara’da Sağlık Bakanlığı önünde büyük diş hekimleri buluşmasını gerçekleştireceğiz. Herkesi davet ediyoruz.”



