Türkiye Cumhuriyeti, köklü bağımsızlık mücadelesinin ve sarsılmaz halk iradesinin eseri olarak bir asrı geride bırakıp kuruluşunun 103. yılına ulaştı. 29 Ekim 1923’te emperyalist işgale karşı yürütülen destansı bir kurtuluş savaşının ardından Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde küllerinden yeniden doğan genç ve dinamik Cumhuriyet, çağdaşlaşma ülküsünü ilk günkü kararlılığıyla sürdürüyor. Tarih boyunca karşılaştığı iç ve dış tüm sınamalara karşın Türk halkının bağrına bastığı bu büyük miras, Atatürk ilkelerini özümseyen dinamik nesillerin teminatı altında geleceğe güvenle ilerliyor.
OSMANLI’NIN KÜLLERİNDEN DOĞAN ANTİEMPERYALİST MİRAS
Türkiye Cumhuriyeti 103 yılı Atatürk Aydınlanma Devrimleri laiklik ve gençlik mücadelesi ekseninde bağımsızlık meşalesini gururla taşırken; I. Dünya Savaşı’nın ardından fiilen çöken Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanarak emperyalist devletlerce işgal edilmesine boyun eğmeyen Türk ulusunun, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde dört yıl boyunca yürüttüğü topyekûn direnişle inşa edilen Cumhuriyet, temellerindeki antiemperyalist karakteri ve ulusal egemenlik ilkesini 103 yıldır tavizsiz şekilde muhafaza ediyor.
“CUMHURİYET DEMOKRASİ SİSTEMİYLE DEVLET ŞEKLİDİR”
Büyük Önder Atatürk’ün en ileri yönetim modeli olarak gördüğü ve Türk modernleşmesinin en büyük devrimi olarak tanımladığı Cumhuriyet rejiminin esasında gerçek bir demokrasiye gidişin yegane temeli olduğu ifade edilirken; Atatürk’ün 1923 yılında sarf ettiği “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir; biz Cumhuriyeti kurduk, Cumhuriyet on yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır” sözleri, rejimin evrensel demokratik değerlerle taçlanma hedefini tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor.



