Denizolgun, 7 Eylül 2016 tarihinde Beykoz Çiftliği'ndeki şüpheli ölümüyle gündeme gelmişti. Soruşturma kapsamında 8 Eylül 2016 tarihinde Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince skopi, ölü muayene ve otopsi işlemleri yapıldı; biyolojik, toksikolojik ve histopatolojik inceleme için örnekler alındı. Bu işlemlerin ardından hazırlanan rapor 17 Ekim 2016'da Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.
Otopsi sırasındaki radyolojik incelemelerde herhangi bir metalik cisim imajına, kemik kırığına ya da vücudun muhtelif yerlerinde travmatik emareye rastlanmadı. Raporda kalp krizi lehine bulgular ile kalbi besleyen damarlarda tıkanıklıklar tespit edildi. Denizolgun'un mezarında 19 Ağustos 2026 tarihinde yapılan feth-i kabir işlemine ilişkin raporun ayrıntıları da ortaya çıktı.
Feth-i kabir raporunda, Denizolgun'un ağız ve burnunun kapatılması, boynuna baskı uygulanması ve göğsüne bastırılmasına ilişkin tıbbi delil bulunmadığı, ölümün travmatik tesirle meydana geldiğine dair tıbbi delil olmadığı, zehirlenerek öldüğüne ilişkin de tıbbi delil bulunmadığı kaydedildi. Denizolgun'un yüksek tansiyon ve kalp damar hastalığı bulunduğu, ölümün yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu meydana geldiği belirtildi.
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca düzenlenen 2 Kasım tarihli mütalaada da maktulün vücudunda tespit edilen ağır metallerin normal düzeylerde olduğu, zehirlenerek öldürüldüğüne ilişkin tıbbi delil bulunmadığı ifade edildi. Ağız ve burnun kapatılması, boyna bası uygulanması, göğse baskı yapılması veya başka bir travmatik etki sonucunda öldürüldüğüne ilişkin tıbbi bulgu tespit edilmediği, cesette tespit edilen ekimozların ölümden önceki 3 ila 14 günlük süreçte oluştuğu ve ölüme neden olabilecek nitelikte olmadığı aktarıldı. Mütalaada, Denizolgun'un ölümünün yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması sonucunda meydana geldiği oy birliğiyle belirtildi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için toplanan evrakların yeniden incelenmesini ve ek rapor tanzim edilerek başsavcılığa gönderilmesini istedi. Başsavcılığın Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kuruluna yazdığı talepte, göğüs ön yüzdeki renk değişim alanındaki yağlı dokuda taze kanama ve SCM kası örneğinde ağır otoliz görüldüğü belirtilerek, bu duruma rağmen rapordaki tespitlerin nasıl yapıldığının ayrıntılı açıklanması istendi.
Yazıda ayrıca Denizolgun'un ağız ve burnunun kapatılması halinde ağız içinde lezyon bulunmasının zorunlu olup olmadığı, göğsünde bulunan kanamaların bu hususa ilişkin travmatik bir delil sayılıp sayılamayacağı soruldu. Denizolgun'un 6 Eylül 2016 tarihinde saat 17.00 sıralarında çiftliğe girdiği, 7 Eylül 2016 günü saat 19.00 sıralarında çiftlik çalışanı tarafından ölü bulunduğu, olayın 8 Eylül günü saat 00.30 sıralarında 155 ihbar hattına bildirildiği hatırlatıldı.
Başsavcılık, Denizolgun'un rahatsızlandığı ilk anda çiftlikte bulunması durumunda acil tıbbi müdahaleyle hayatta kalmasının mümkün olup olmadığının ve ihbarın geç yapılması nedeniyle cesedin çürümesinin delil elde edilmesini engelleyip engellemediğinin değerlendirilmesini istedi. Denizolgun'a ait herhangi bir tıbbi evrak bulunmamasına rağmen yüksek tansiyon ve kalp damar hastası olarak değerlendirilmesinin dayanağı soruldu. Kanında tespit edilen metoprolol etken maddesinin hangi hastalık ve durumlarda kullanıldığının açıklanması, kolluk birimleri, Adli Tıp Kurumu ve diğer kurumlarca düzenlenen dosyadaki tüm belge ve bilgilerin hassasiyetle bir kez daha incelenmesi talep edildi. Başsavcılık, Denizolgun'un kesin ölüm sebebine dair değerlendirmede ek rapor tanzim edilerek gönderilmesini istedi.



