deneme bonusu
MevzuRize Gündem Ayrımlar Bir Arada: Sürecin Yeni Çerçevesi

Ayrımlar Bir Arada: Sürecin Yeni Çerçevesi

Süreci çerçevelemek: Ayrılar aynı yerde

Okunma Süresi: 7 dk

“Meclis’ten milli dayanışma yasasına rekor onay”, “Tarihi yasada büyük uzlaşma”, “Asrın kararı”, “Devlet babalığını yaptı”, “Terörsüz Türkiye’ye bir adım daha”, “Türkiye tarih yazıyor”, “Barışa, huzura, kardeşliğe ‘evet’”, “Terörsüz Türkiye’de uzlaşma”… İktidara yakın Sabah, Hürriyet, Türkiye, Akit, Yeni Şafak, Takvim, Posta ve Akşam gazeteleri, TBMM’de çerçeve yasanın kabul edilmesini sırasıyla bu manşetlerle duyurdular.

Aynı gazeteler yaklaşık on sene önce, 21 Mayıs 2016’da sırasıyla şu başlıkları atmışlardı: “Terör destekçileri için hesap zamanı”, “148 vekil yargıya”, “Dokundular - Anayasa değişikliği 376 oyla tamam”, “Çirkeflik sökmedi - Dokunulmazlıklar 376 oyla kaldırıldı, mazbatalı teröristler hesap verecek”, “Bedelini ödesinler [Erdoğan’ın sözüne atıfla -C.E.]”, “148 vekil yargılanacak”, “Hainliğe dokunulacak”, “Referanduma gitse %80 alırdı [Erdoğan’ın sözüne atıfla -C.E.].

O oylamada gündemde hakkında fezleke hazırlanan siyasetçilerin dokunulmazlığının kaldırılması vardı.

HDP’li siyasetçiler hedefteydi.

Eş genel başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın aralarında olduğu çok sayıda milletvekili tutuklanacak, Kürt siyasetinin seyrine en sert ve “etkili” müdahalelerden biri gelecekti.  Oylama günü Erdoğan memleketi Rize’de mitingdeydi: “Benim milletim bu ülkede suçlu olan parlamenterleri bu parlamentoda görmek istemiyor; hele hele bölücü terör örgütünün desteklediklerini bu parlamentoda görmek istemiyor" diyecekti. 10 yıl geçti, Erdoğan’a “seni başkan yaptırmayacağız” diyen Demirtaş hâlâ cezaevinde, Erdoğan daha güçlü şekilde iktidarda.

Geçen zamanda küresel konjonktür ve Ortadoğu’da dengeler değişti; göstermelik de olsa demokratik değerler üzerinden tanımlanan uluslararası işbirliğinin yerini, Trump dönemi doktriniyle birlikte yeniden güçlü ulus-devlet anlatısı aldı.

ABD Büyükelçisi Barrack, Ortadoğu’da “monarşik yapılı güçlü liderlikler”le bir sorunları olmadığını açıkça söyledi.

Vekil örgütlerin tasfiyesi hız kazandı.

ABD Suriye’de bir süre desteklediği Kürtlerin yerine eski HTŞ liderini seçti ve rejim ona kurdurulan merkezi hükümete emanet edildi.  Bu süreçte içeride muhalefetten yana esen bir rüzgâr vardı.

Kılıçdaroğlu sonrası, Özgür Özel yönetimindeki CHP, yerel seçimlerde 44 yıl sonra ilk kez Türkiye’nin birinci partisi olmuş, Ekrem İmamoğlu siyasetin yeni yıldızı olarak sivrilmiş, iktidar değişimi ihtimali somut olarak belirmişti.

Bu sırada ilk çözüm sürecine “ihanet” diyen MHP lideri Bahçeli sahneye çıktı, onun çağrısıyla PKK lideri Öcalan yeni bir “çözüm sürecine” dahil edildi. Önce PKK silah bıraktığını açıkladı, ardından kamuoyu ve hukukçuların bir af olup olmadığını tartıştıkları, örgüt mensuplarına özel “infaz ertelemesi” içeren çerçeve yasa geldi.

Erdoğan bu kez TBMM’deki oylamanın sonuçlarını “Türkiye’yi terör tehdidinden kalıcı olarak kurtarmayı, millî birlik ve beraberliğimizi perçinlemeyi, ülkemizde ve bölgemizde huzur iklimini güçlendirmeyi hedefleyen bu adımın hayırlara vesile olmasını diliyorum” mesajıyla kutlayacaktı.  SÜRECİ ÇERÇEVELEMEK: GÜVENLİK, BARIŞ, TERÖR, DEMOKRASİ İletişimde “çerçeveleme”, gündelik hakikati düzenlemek için belli tanım ve yorumları öne çıkarma faaliyeti olarak açıklanır.

Siyasetçiler, politikalarına rıza üretmek için çerçeve anlatılar kurar.

Bu, uygulanan politikanın belirli özelliklerinin öne çıkarılmasıyla (ya da belli özelliklerinin saklanmasıyla) gerçekleştirilir. Çerçeveleme teorisi üzerine çalışan Dennis Chong ve James Druckman’a göre, güçlü çerçeveler, entelektüel ya da ahlaki bakımdan üstün argümanlar olmak zorunda değildir. Önemli olan, güçlü sembollere, yeri geldikçe kamuoyunun korku ve önyargılarına hitap edebilmeleridir.

Bir politikanın içeriği hakkında doğrudan bilgi sunmak yerine zihinsel kestirme yollar aracılığıyla kanaatleri şekillendirmek etkili bir çerçeveleme yöntemidir.  Son dönemdeki gibi keskin siyasi makas değişikliklerinin de toplumsal rıza için seçmen tabanına uygun şekilde “çerçevelenmesi” gerekir. Şeffaflığın bulunmadığı durumlarda, hele de medyanın büyük bölümü ele geçirilmişse, istediğiniz anlatı çerçevesini kurabilirsiniz gibi görünür.

Ancak bir taraf süreci “barış”, diğer taraf “güvenlik” gibi alternatif çerçeveler üzerinden anlatıyorsa, zamanla kakofoni doğması kaçınılmaz.  SÜREÇ: KÖRLERİN FİLİ TARİFİ Saray-İmralı hattında yürütülen sürecin adı bile kolay konulamadı: Başta, daha önce akamete uğrayan 2013-2015 çözüm sürecine referansla “yeni çözüm süreci” olarak da adlandırıldı, “huzur içinde terörsüz Türkiye süreci” de dendi.

Kapalı kapılar arkasında neyin konuşulduğunu bilmeden olumlu/olumsuz anlamlar yüklemek istemeyenler “süreç” demekle yetindi.  DEM Parti cenahında “barış ve demokratik toplum süreci” olarak adlandırıldı.

Meclis’te kurulan komisyona “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” adı verildi; ardından iktidar tarafından ağırlıklı olarak “terörsüz Türkiye” olarak anlatıldı.  Kökeni eski Budist metinlerine dayanan bilindik bir hikâyedir: Altı kör adam daha önce hiç görmedikleri bir fili dokunarak tarif etmeye çalışırlar.

Hortumu tutan bir yılan, kulağı tutan geniş bir yelpaze, kuyruğunu tutan, geniş bir halat, dişini tutan mızrak, bacağı tutan, kalın bir direk, gövdesini tutan bir duvar olarak düşler bu dev hayvanı. İktidar medyası iyimserlik pompalasa da, çerçeve yasanın ötesinde sürecin tamamına ilişkin körlerin fili tarifi gibi bir durum yaşanıyor.

Seçilmiş siyasetçiler, gazeteciler, sivil toplum mensupları, komedyenler cezaevinde tutulurken; Selahattin Demirtaş hakkında AİHM, Can Atalay hakkında AYM kararları uygulanmazken sürecin samimiyeti tartışma konusu.

Hafızalarda sadece büyük sözlerle başlatılan 2013 model çözüm sürecinin iki yıl içinde tersyüz edilmesi değil, aynı zamanda “darbecilerle hesaplaşıyoruz”, “vesayeti kaldırıyoruz” gibi sloganlarla paketlenip zamanla Fethullahçıların yargıdaki örgütlenmesini tahkim eden 2010 anayasa değişikliği referandumu da var. “Yetmez ama evet”lerin, ağır bedelini görenler bu sefer daha temkinli.  AYNILAR AYRI, AYRILAR AYNI YERDE Mİ? Çerçeve yasa konusunda farklı kesimlerin en genel uzlaşısı silahların susmasının herkesin iyiliğine olacağı yönünde.

Ancak bunun en azından seçimlere kadar uzayacak bir yolculuğun ilk durağı olduğu da belli.

Yolun sonunun toplumsal barışa mı yoksa mevcut rejimin mutlak konsolidasyonuna mı çıkacağı konusunda büyük bir fikir ayrılığı var.

Bir yanda iktidarın siciline bakıp “yine aynı filmi izliyoruz” diyenler, diğer tarafta “önce barışı konuşalım, demokratikleşmeye sonra bakılır” deyip yeni bir “Allah affetsin” ya da “aldatıldık” ânının gelmeyeceğini umanlar var.

Aslında söylem düzeyindeki farklar ve sürecin hangi kavramlarla çerçevelendiği dahi herkesin asıl pozisyonuna dair işaretler taşıyor.  Kısıtlı bir örnekleme bakalım ve Meclis’te kanun teklifi üzerine grupları adına konuşma yapan dört siyasetçinin konuşma içeriklerini karşılaştıralım: DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yaklaşık 13 dakikalık konuşmasında 19 kez barış, 4 kez demokratikleşme ifadesini kullandı.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, yaklaşık 30 dakika süren konuşmasında, 29 kez barış, 7 kez demokratikleşme ifadesini kullandı. İki isim de en azından buradaki konuşmalarında iktidarın “terörsüz Türkiye” çerçevesini kullanmadılar.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Abdullah Güler, daha çok sürecin teknik analizine yönelik 20 dakikalık konuşmasında 2 kez barış ifadesini, 1 kez “terörsüz Türkiye” ifadesini kullandı.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, yaklaşık 13 dakika süren konuşmasında, 1 kez barış ifadesini, 8 kez “terörsüz Türkiye” ifadesini kullandı.

Güler ve Yıldız konuşmalarında “demokratikleşme” ifadesini kullanmadılar.

MHP’li Yıldız bir yerde: “Terörsüz Türkiye barış ve huzur demektir, demokrasi ve hürriyet demektir, kardeşlik demektir” dedi.  Meclis’te çerçeve üzerine yapılan konuşmalarda iktidarın konuşmacıları güvenlik perspektifini, DEM Partililer barış kavramını öne çıkardılar.

Yeni Parti lideri Özel ise barış ve demokratikleşme arasındaki bağı vurguladı.

Konuşmalarda seçilen kavramlar, aynı yerde duranların pek de aynı değerler üzerinden yan yana gelmediğini, ayrı yerde konumlananların da aslında aynı değerlere atfettiği önemi ortaya koyuyor.

Bundan sonra aynıların aynı yerde durup durmaması, süreç yolculuğunun toplumsal barışa mı yoksa katı bir otokrasiye mi varacağını belirleyecek en önemli faktörlerden biri.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin