Her yerinden dökülen ekonomi programı yüksek enflasyonu dizginleyemiyor.
TÜİK verilerine göre, Temmuz'da yıllık enflasyon yüzde 31,75'e gerilese de eğitim, gıda, sağlık ve ulaştırmadaki yüksek fiyat artışları yurttaşın geçim yükünü artırmaya devam etti.
Böylece yıllık enflasyon, 2021 Aralık ayından bu yana tam 56 aydır yüzde 30'un üzerinde kaldı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in göreve başladığı dönemde yüzde 38 düzeyinde olan yıllık enflasyon, aradan geçen sürede yüzde 30'un altına inmedi.
TÜİK verilerine göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), Temmuz'da aylık yüzde 1,78 arttı.
Aylık bazda en yüksek fiyat artışı yüzde 10,74 ile sağlık grubunda görüldü.
Bu yükselişte özellikle ayaktan tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerine yapılan fiyat artışları etkili oldu.
Sağlığı yüzde 2,59 ile ulaştırma, yüzde 2,25 ile konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar izledi.
Ulaştırmada akaryakıt fiyatlarındaki yükseliş de sürdü.
TÜİK verilerine göre benzinin litre fiyatı geçen yıl Temmuz'daki ortalama 51,9 liradan bu yıl 65,4 liraya yükselirken motorinin litre fiyatı da 53,7 liradan 71 liraya çıktı.
Yıllık bazda ise en yüksek enflasyon yüzde 44,18 ile eğitimde gerçekleşti.
BOLLUK DÖNEMİNDE GIDA CEP YAKIYOR Yaz aylarında tarımsal üretimin arttığı bolluk dönemine rağmen gıda fiyatlarındaki yükseliş hız kesmedi.
Temmuz'da gıda fiyatları aylık yüzde 1,61 artarken yıllık gıda enflasyonu yüzde 37,53 oldu.
Böylece gıda enflasyonu genel enflasyonun yaklaşık 6 puan üzerinde gerçekleşti.
Gıda fiyatlarının uzun süredir genel fiyat düzeyinden daha hızlı artması, özellikle gelirinin büyük bölümünü gıdaya ayıran dar gelirli hanelerin alım gücünü daha da zayıflatıyor.
TÜİK verilerine göre 2005 yılından bu yana genel fiyat düzeyi 36,3 kat artarken gıda fiyatları 55,2 kat yükseldi.
Yıllık enflasyona en büyük katkıyı da 8,94 puanla gıda ve alkolsüz içecekler grubu yaptı.
Bu tablo, yurttaşın mutfak harcamalarındaki baskının sürdüğünü ortaya koydu.
ASGARİ ÜCRET ERİYOR TÜİK verilerine göre, asgari ücret belirlenirken 28 bin 75 liraya alınabilen mal ve hizmet sepetinin maliyeti Temmuz'da 32 bin 97 liraya yükseldi.
Yılın ilk yedi ayında enflasyon yüzde 19,86 olurken resmi verilere göre asgari ücretin alım gücü 5 bin 576 lira eridi. ∗∗∗ KESK: MAAŞLARIMIZDAKİ ERİMEYİ DURDURUN!
KESK üyeleri, “Geçinemiyoruz!
Acil Ek Zam İstiyoruz!” kampanyasında toplanan on binlerce imzayı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına teslim etti.
Bakanlık önünde yapılan basın açıklamasında “Maaşlarımızdaki erimeyi durdurun” denildi.
KESK Eş Başkanı Ahmet Karagöz’ün yaptığı basın açıklamasında “İktidar sözcüleri çıkmış ‘enflasyon düştü’ masalları anlatıyor.
Oysa enflasyon düşmüyor.
Bizim maaşlarımız, ücretlerimiz, aylıklarımız düşüyor. Üç yıl önce NAS’tan vazgeçip, ‘yeni’, ‘rasyonel’ diye cilaladıkları bir ekonomi programına geçiş yaptılar. Üç yıl boyunca 88 milyonun gözünün içine baka baka, döne döne aynı yalanı tekrar ettiler” diye konuştu. “Enflasyonun düşmediği, maaş ve ücretlerin buharlaştığı koşullarda yaşamımız gittikçe zorlaşıyor.
Barınma, beslenme, sağlık, eğitim gibi en temel ihtiyaçlarımızı dahi karşılamakta zorlanıyoruz” diyen Karagöz: “Tam bir yıl önce ortalama maaşla yılda 54 Cumhuriyet altını alınıyordu.
Bugün 21 adet bile alınamıyor.
Yani ortalama maaşla bir yılda alınan Cumhuriyet altın sayısı 20 yılın sonunda 33 adet azalmıştır.
Maaşlarımız sadece son 5 yıl içinde reel olarak yüzde 35 erimiştir.
Yaşadığımız kayıpların bir nebzede olsa telafisi için maaşlarımızda Temmuz ayından başlamak üzere ek yüzde 35 artış yapılmasını istiyoruz.” ∗∗∗ ÜCRETLER DERHAL GÜNCELLENMELİ!
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu: “Yıllardır devam eden yüksek enflasyon özellikle işçilerin, emekçilerin, emeklilerin alım güçlerinin düşmesine yol açıyor.
TÜİK’in baskılanmış, şeffaf olmayan verileriyle bile büyük bir gelir kaybı, ciddi bir gelir transferi yaşamaya devam ediyoruz.
TÜİK verileriyle hesapladığımızda bile asgari ücretin yılın yedi ayındaki kaybı 5 bin 576 liraya ulaştı. Çarşıdaki, pazardaki, marketteki, evimize gelen faturalardaki gerçekler ise bunun çok daha ötesinde.
Daha da önemlisi enflasyon farklı sınıfları farklı etkiliyor. İşçilerin, emekçilerin, emeklilerin, dar gelirlilerin alım gücünü çok daha fazla düşürüyor.
Bu nedenle yüksek enflasyon koşullarında gelir dağılımı daha da bozuluyor.
Genel enflasyonun oldukça üstünde olan gıda enflasyonundan düşük gelirliler gıda harcamaları bütçelerinde çok daha büyük bir yer kapladığı için daha fazla etkileniyor. 2005 yılına göre genel fiyatlar yaklaşık 36 kat artarken, gıda fiyatları 55 katın üzerinde arttı.
En zengin yüzde 20’lik gelir grubunda gıda harcamalarının payı yüzde 12,4 iken, en düşük gelir elde eden yüzde 20 için gıdanın tüm harcamalardaki payı yüzde 29,2.
Yani enflasyon dar gelirlileri daha da fazla etkiliyor.
Eylül ayında okullar açılacak, harcamalar artacak.
Temmuz 2026 itibarıyla yıllık enflasyonun en yüksek görüldüğü harcama grubunun yüzde 44,18 ile eğitim olduğu dikkate alındığında belli ki önümüzdeki günler çok daha zor geçecek.
Yüksek enflasyon koşullarında asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretlerin derhal güncellenmesi kaçınılmazdır.
Gelirde, vergide, ülkede adalet için sendikalı olmak, örgütlü olmak ve örgütlü mücadeleyi büyütmek şarttır.” ∗∗∗ GERÇEKTEN KOPUK MÜCADELE Prof.
Dr.
Baki Demirel: “Mevcut politika, enflasyonu aşırı talep ya da aşırı ısınmış ekonomiyle ilişkilendiriyor.
Dolayısıyla parasal ve mali sıkılaştırmanın enflasyonu düşüreceğini, yani ısınmış ekonomiyi soğutacağını savunuyor.
Oysa Türkiye’de yüksek enflasyon yapısaldır, üretim dışa ve dövize bağımlıdır, kurdan enflasyona geçişkenlik yüksektir ve enerjiye bağımlıdır.
Bu nedenle kuru sabit tutsanız bile küresel enerji maliyetleri arttığında fiyatlar üzerindeki etkisi yüksek.
Ayrıca rant/kira ekonomisi ile satıcı enflasyonu, yüksek enflasyona atalet kazandırıyor.
Bu nedenle ücret-fiyat sarmalından ziyade, kâr-fiyat sarmalı daha gerçekçi bir ilişkiyi açıklamaktadır.
Ancak bu ilişki politika yapıcıların modelinde yer almıyor.
Bu biçimdeki enflasyona yüksek faiz, kur baskısı ve faiz dışı fazla hedefi üzerinden müdahale ediliyor.
Yani, gerçeklikten kopuk, finans kapitalin çıkarlarına yönelik ve bir biçimde tekelci sermayeyi destekleyici... Üstelik yüksek faizle artırdıkları bütçe açığı, yine kendi kavrayışları gereği uygulanan faiz dışı fazla hedefini tutturabilmek için vergi ve harçların artırıp, kamu mal ve hizmetlerinin fiyatlarını yükselterek enflasyonu besleyip satıcı enflasyonun ataletine bahane yaratıyorlar.
Dolayısıyla ortaya çıkan sonuç artan KOBİ iflasları, genişleyen işsizlik ve derinleşen yoksulluk oluyor.”