Haber En Son Olay Haber
Rize
Kapalı
weather
21°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Rize Haber Gündem İktidar Dörtgeninin Dışında: Türkiye Siyasi Arenasında Yeni Oyuncular Ön Planda!

İktidar Dörtgeninin Dışında: Türkiye Siyasi Arenasında Yeni Oyuncular Ön Planda!

Son günlerdeki siyasi gelişmelerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP lideri Bahçeli ve CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu'nun etkileri azalırken, muhalefetteki tartışmaların giderek büyüdüğü gözlemleniyor. Bu durum, yeni bir siyasi dinamik oluştururken, toplumdaki beklentilerin de arttığı ifade ediliyor. Özellikle genç neslin siyasi görüşleriyle ön planda olacağı ve iktidar değişiminin kapıda olduğu iddiaları, dikkat çekiyor.

KAYNAK: HABER MERKEZİ
Okunma Süresi: 4 dk

Erdoğan’ın 16 Nisan 2017 referandumu sonrasında söylediği “Atı alan Üsküdar’ı geçti” sözüyle başlayalım.

Evet atı alan çoktan Üsküdar’ı geçtiği doğru, ancak bu kez atın üzerinde olan iktidar değil, değişim iradesinin ta kendisi.

Siyasetin tepesindeki tüm mühendislik hesaplarına, kurumları felç etme girişimlerine rağmen toplumda dip dalga büyüyor. Çünkü öfke artık sadece duygusal bir tepki değil, organize olmaya başlayan kitlesel bir iradeye dönüşüyor.  OYUNUN SINIRLARI VAR İktidar bloğunun kurduğu oyun dışarıdan bakınca kusursuz görünebilir.

Liste daha uzun olmakla birlikte: Muhalefeti bölmek için Öcalan üzerinden yürütülen pragmatik süreçler, ana muhalefeti iç tartışmalarla felç etme hamleleri, Deniz Göktaş örneğinde gördüğümüz üzere tüm toplumsal kesimlere gözdağı vermeleri...  Üstelik küresel konjonktür de Ankara’da toplanacak NATO zirvesi ve Trump’ın rasyonalist dış politikasıyla iktidara aradığı uluslararası meşruiyet alanını sunuyor görülebilir.  Evet, mühendislik buraya kadar tıkır tıkır işliyor. "Bu iş bitti" dedirtmek, toplumu hedefsiz ve adaysız bir seçime sürüklemek istedikleri açık.

Ancak bu planın atladığı çok temel bir siyaset gerçeği var: Siyasi mühendislik, ancak yönetilebilir krizlerde işe yarar.

Rejimin çöktüğü anlarda hiçbir güç siyaseti dizayn edemez.  TRUMP YETMEYECEK Son günlerde birçok anket yayınlanıyor.

Bu kamuoyu yoklamaları bize Erdoğan’ın gücünü belli oranda koruduğu muhalefetin istediği noktaya çıkamadığını söylüyor.

Oysa sokakta durum farklı.

Buna rağmen "anketlerin hiçbir önemi yok" diyerek verileri görmezden gelemeyiz.

Aksine, anketler bize iktidarın çok sevdiği kararsızların ve gri alanların varlığının devam ettiğini gösteriyor.

Ancak mevcut anketlerin ölçemediği şey, toplumun yüzeydeki "sessizliği" ile rejim karşısındaki "kesin kararlılığı" arasındaki makastır. İnsanlar çok farklı gerekçelerden dolayı anketörlere gerçek fikrini söylemiyor olabilir, fakat bu, statükoyu onayladıkları anlamına gelmez.   Aynı durum uluslararası ilişkiler için de geçerli.

Trump’ın veya AB’nin Erdoğan’a vereceği meşruiyet fotoğrafı, makro siyasette bir nefes alanı yaratsa da sokaktaki gerçekliği değiştirmiyor.

Washington’dan yükselen destek, adalet talebini, yoksulluğa karşı duyulan öfkeyi, mutfaktaki yangını, adalet talebini söndürmeye yetmiyor.

Dış destek iktidara zaman kazandırabilir ama tabandaki rıza üretimini geri getiremez.  ÖFKE EYLEME DÖNÜŞTÜ Siyasetin tepesindekilerin en büyük yanılgısı, Türkiye halkının sadece istikrar istediği ve çabuk unuttuğu yönündeki eski ezberleridir.

Evet, toplumlar macera istemez, bilinmez olandan korkabilir.

Ama mevcut durumun kendisi zaten en büyük macera haline gelmişse, değişim en rasyonel liman olur.  Kılıçdaroğlu ekibinin veya butlancıların hamlelerinin boşa düşmesinin sebebi tam olarak budur.

Mesele şahıslar değil, toplumun değişim iradesidir.

Ve bu irade artık sadece "öfke" aşamasında durmuyor, kendi koruma mekanizmalarını yaratıyor.

Siyaset partilerin genel merkezlerine sıkıştığı an, üniversite salonlarında, sendika dışı işçi direnişlerinde, Deniz Göktaş gibi geri adım atmayan aydınların duruşunda yeni bir kamusal alan inşa ediliyor.

Hızla yatay örgütlenmeler yaratıyor siyasete yeni aktörler sürüyor.  Saray, Öcalan’la süreç işleterek Kürt seçmeni bloktan koparabileceğini, CHP’yi içeriden bölerek muhalefeti adaysız bırakabileceğini sanıyor.

Oysa sokağın ittifakı, liderlerin imzaladığı protokollerle değil, hayatın zorunluluklarıyla kuruldu ve kolay dağıtılacak bir noktayı çoktan aştı.  KUM SAATİ İŞLİYOR Kantarın bir tarafında devletin tüm aygıtlarını, yargıyı, kolluk kuvvetlerini ve küresel lobileri arkasına almış ama tabanda rızayı kaybetmiş bir elit ittifakı var.

Diğer tarafında ise işçiler, kadınlar, mülakat mağduru gençler ve adalete aç milyonlar var.  Evet, iktidar gücünü sonuna kadar kullanacak, belki Özgür Özel’e yönelik hamleleri bile masaya sürecek kadar gözünü karartacaktır.

Ancak bunların hiçbiri sosyolojik erimeyi durduramaz. Çünkü sosyoloji, her zaman siyaset mühendisliğinden güçlüdür.  Saray’ın karşısında bu kez kişileri aşmış, kurumsallaşmaya adım atmış ve seçimde ne yapacağını bilen kitlesel bir konsensüs var.   Matematik de sosyoloji de net: İktidar için zaman daralıyor ve bu sefer atı alanlar, Üsküdar’ı çoktan geçti. 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *