Haber En Son Olay Haber
Rize
Kapalı
weather
25°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Rize Haber Gündem Sadece Kendi Başınıza Olduğunuzda Güvenli Hissetmemenizin Sebepleri Nelerdir?

Sadece Kendi Başınıza Olduğunuzda Güvenli Hissetmemenizin Sebepleri Nelerdir?

Sabah uyandığınızda, gözlerinizi henüz aralamadan kafanızda beliren bir sesle karşılaştınız. Bu ses, düşüncelerinizi yönlendirerek güne dair ilk hislerinizi şekillendirdi. İçsel diyaloglar, yeni bir günün başlangıcındaki belirsizliği ve heyecanı yarattı.

Okunma Süresi: 3 dk

Sabah uyandınız. Daha gözünüzü tam açmadan içinizden bir ses konuşmaya başladı.

“Bugün de yetişemeyeceksin.”

“Bunu söylemeseydin daha iyi olurdu.”

“Ya başarısız olursan?”

İşin ilginç tarafı şu: Bu cümleleri size başkası söylemiyor. Kendi zihniniz söylüyor.

Psikolojide buna iç konuşma (self-talk) deniyor. Hepimizin gün boyunca binlerce düşüncesi zihnimizden geçiyor. Araştırmalar, bir insanın gün içinde binlerce düşünce ürettiğini ve bunların önemli bir kısmının geçmişte de defalarca tekrar edilmiş kalıplar olduğunu gösteriyor. Beynimiz yeni düşünceler üretmekten çok, tanıdığı yolları kullanmayı seviyor. Çünkü onun önceliği doğruyu bulmak değil; enerji tasarrufu yapmak ve bizi hayatta tutmak.

Sorun tam da burada başlıyor.

Beyin, gerçek ile hayali birbirinden ayırmakta sandığımız kadar başarılı değildir. Bir sunum yapmadan önce “Kesin rezil olacağım.” diye düşündüğünüzde kalbinizin hızlanması tesadüf değildir. Henüz ortada yaşanmış bir olay yoktur ama bedeniniz çoktan tehdit alarmını vermiştir. Stres hormonları salgılanır, nefes hızlanır, kaslar gerilir. Sanki gerçekten tehlikedeymişsiniz gibi…

Aslında çoğumuzun yaşadığı en büyük savaş, dışarıdaki insanlarla değil; içerideki o sesledir.

Dikkat edin… Başarılı bir arkadaşınızı gördüğünüzde içinizden geçen ilk cümle ne oluyor? “Ben yapamam.” Bir hata yaptığınızda? “Zaten hep böyle oluyor.” Birisi mesajınıza geç cevap verdiğinde? “Kesin bana kızdı.”

Bunların hiçbiri gerçek olmak zorunda değil. Bunlar sadece beynin en hızlı senaryoları.

Psikolojide buna bilişsel çarpıtmalar denir. Zihin, eksik bilgileri kendi korkularıyla doldurur. Bir başarısızlığı hayatın geneline yayar, tek bir olumsuz olayı “hep” ve “hiç” kelimeleriyle büyütür. Oysa gerçek hayat, zihnimizin yazdığı senaryolar kadar kesin değildir.

Belki de bu yüzden bazı insanlar aynı olaya farklı tepkiler verir. Çünkü olaylar değil, olaylara yüklediğimiz anlam bizi etkiler.

Bir eleştiri kimi insanı geliştirirken, kimini aylarca uyutmaz. Bir başarısızlık kimini yeniden ayağa kaldırırken, kimini yıllarca yerinde saydırır. Farkı oluşturan şey zekâ değil; zihnin olayları yorumlama biçimidir.

Şunu hiç düşündünüz mü?

Hayatınız boyunca size en çok konuşan kişi kim?

Anneniz değil.

Babanız değil.

Eşiniz, arkadaşınız ya da patronunuz da değil.

En çok konuşan kişi sizsiniz.

Ve o ses sürekli sizi küçümsüyor, korkutuyor ya da suçluyorsa, dünyanın en güzel sözlerini duysanız bile mutlu olmanız zorlaşır.

Belki de hayatımızı değiştirecek ilk adım, zihnimizdeki sesi susturmak değil; onu tanımaktır. Çünkü o ses düşmanımız değil. Sadece milyonlarca yıl önce bizi tehlikelerden korumak için gelişmiş ilkel beynimizin bugün hâlâ eski görevini yapmaya çalışmasının bir sonucudur.

Artık vahşi hayvanlardan kaçmıyoruz. Ama beynimiz hâlâ reddedilmeyi, eleştirilmeyi, hata yapmayı birer hayatta kalma meselesi gibi algılıyor.

Belki de özgürlük, dış dünyada değil; zihnimizde başlıyor.

Çünkü insanı en çok yoran şey, yaşadığı hayat değildir.

O hayat hakkında durmadan anlattığı hikâyedir.

Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle…

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *