Bugün köşemi önemli bir konuda Kamuran Semra Eren Ayık’a bırakıyorum.
Sizi Fazıl Hüsnü’nün “Türkçe Katında” şiiriyle selamlamak istiyorum.
Hepsini değil bir bölümünü okuyayım / okuyacağım.Bu şiiri niçin okuduğu konuşmamın sonunda daha iyi anlamlandıracaksınız.Değerli Şahin Bey programınıza bugüne dek öyle iyi alan uzmanları katılmış ki ve öyle genelden özele ; öyle ana başlıklar; satır arası yan başlıklar üstüne konuşmuşlar ki çok ilgimi çekti dinledikçe düşündüm.Ya ne güzel !
Eğitimde boşluk bırakmayan alan uzmanları hala var ve bunların çoğu genç.
Umudum eğitim alanında yeniden ateşlendi doğrusu."Peki ben konuşmalıyım?" sorusunu yönelttim kendime . Öyle ya emekli olalı 15 yıl olmuştu.
Eğitim alanına yeni, tanımlamalar yeni kuramlar vb çok şey girmişti.
Onları iş başındaki akademisyen arkadaşlarıma bıraktım.
Ben artık sıradan bir yurttaşım.
Yurttaşlığıma nitelik katan alanımla ilgili bir konu seçmeyi yeğledim.Kalan ömrümü hala Türkçe katında yaşayarak geçiriyorum.
Olayları durumları Türkçe katında yaşayarak değerlendiriyorum.
En donanımlı yönüm Türkçe diye düşünüyorum.
Bir de yurttaş olmanın birincil ölçütü dil birliği...
Yani dinleme , okuma, konuşma yazma birliği....
Genel başlıkta toplarsak anlayabilme ve anlatabilme... İşte konuşmacı konuklarınızı dinledikçe konu başlığınız düşüncemde sorular oluşturdu?Türkiye Hepimizin mi ???
Eğitim gerçekten herkes için mi ???
Paylaşım demokrasi bilimsel bakış ve laikliği önceleyen program konuşmacıları bana bütün bunların elden kaymakta olduğunu düşündürttü ve ben de tırnak içinde "Türkçe katında yaşayarak yurttaş olmak. " konusunu seçtim .
Dilerim anlamlı olur.Türkçe katında eğitim : Eğitimin sorunları en kalkınmış ülkelerde de bitmez .
Eğitim en iyiye en güzele, insan olmaya insanlığa giden sonsuz bir yolculuktur.Şu an bizim ülkemizde hal böyle mi ?
Elbette değil . Özellikle son 25 yıldır yurttaş çocukları torunları biri birleri için öteki konumunda. Öyle ki çocuk eve geldiğinde annesi babası tümüyle ayrı dünyada... Çocuk evinde de kendini öteki olarak görmekte hatta ana babaya çevresine düşman olarak büyümekte… Ne oldu da bu duruma düştük ?
Yurttaşlık hak ve hukukunun anayasal niteliğini bile bozmaya yönelik yönetimsel yanlışlar yüzünden elbette; bu gerçeği baştan söylemiş olayım.
Cumhuriyeti kuruluş felsefesi bilimden güzel sanatlarda bedensel sağlıkta yükselmek ve ileri gitme yani gelişme üzerinedir.Mevcut yasalar da öyle der.
Zorunlu eğitim ; devlet yurttaşını temel eğitim süresince parasız okutur...
Karmadır, cinsiyet ayrımı gütmez fırsat eşitliğini gözetir sınıf ayrımı yoktur; bilimsel , laik demokratik cumhuriyet Devrimlerine bağlıdır...Bunları 5 yıllık sonra 8 yıllık ilkokulu bitiren öğrenci bilirdi .
Ulus olma ve var oluş felsefesini kavramak yaşamla bütünleştirmek için için Onuncu yıl nutku .
Gençliğe hitabe çok önemliydi.
Kurtuluş savaşını zaferle kazanmış , Cumhuriyeti kurmuş önder devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk'ün birinci ağızdan yani bizzat anlattığı aydınlatma hem yazılı hem hitaplı belgeleridir Son yirmi beş yıldır örgün eğitimin temel eğitim süreçlerinde bu belgeler yok . Çocuk okulda öğrenmeyi yani öğretmeni önemser. bozuldu . İşbaşında hep birlikte örgütlüce katılımcı öğretmenlik varken sınavlara bağlı üniversite bitirmişe yeniden akademi sınavıyla seminer dersleriyle yine sınav sonuçlu .Öğretmen yapma sistemi olsa olsa bütün öğrencileri sınavdan sınava koşturan eğitim sistemini yaratır.
Bu sistem yurttaş eğitimi vermez .
Sadece yarıştırır hırs geliştirir ego şişirir gurur kırar umut azaltır.Diğer bir husus ; sanat yapıtları ;şiirler , öyküler , romanlar, masallar vb türlerin baş yapıtları dünya klasikleri eğitim ortamlarından kaldırılmış durumda .Resim müzik dersleri bitmiş beden eğitimi dersleri yok hükmünde… Köyler mahalle oldu okullar yok… Büyük bir keşmekeşlikle Cumhuriyet devrimlerini silme mücadelesinde bir bakanlık….
Oysa Cumhuriyetin yetiştirdiği sanat kültür ve bilim insanlarının yapıtları belgelikleri vb. çocuk kimliğine kişilik gelişimi sağlayan kaynaklardı.
Bu kaynakların Türkçesi dil dizgesi olay örgüleri okuyana zenginlik katardı.İletişim ve etkileşim yöntemli yaparak yaşayarak öğrenme süreçleri vardı.
Mustafa Necati, Vasıf Çınar , Saffet Arıkan ,Hasan Ali Yücel ve Tonguç'ların özlemi olan İyi insan iyi yurttaş böyle çoğalmaya başlamıştı.
Kendimden örnek vereyim şiir sevdirildiği için şiir okumalarda hep olmak isterdim.
Babaannemden dedemden bilmeceler masallar dinlediğim için okulda bu kitapları merak ettim öğretmenlerimiz zaten yurttaştan yana öğretmen oldukları için iyi yetiştirildik.Okulda öğrendiğim Erzurum türküsünü hiç unutmadım. 12 yaşımda gittiğim Beşikdüzü öğretmen okulunda okuduğum tüm romanlardaki öğretmenlerden etkilendiğim için öğretmen olduğum görev yerime tek başıma gittim .Okul yöneticileri bunu kimsesizlik ya da başına buyrukluk olarak yorumlayıp beni değersizleştirmeye çalışsalar da başarılı olamamışlardı. Çünkü ben o kitaplardan öğretmen olarak mücadele yöntemlerini de öğrenmiştim...Türkçemin yüz akı yapıtlarını sevgili öğrencilerle buluşturma çabasından hiç vazgeçmedim.
Yararını görüyorum.
Günümüzde mobing denilen baskıya boyun eğmeyişimdeki alt yapı okuduğum kitaplardaki Cumhuriyet devrimlerinden yana, kadınların eşit yurttaşlık ilkesini , laik ve bilimsel eğitimden yana öğretmenlerin örgütlü mücadelesi oluşturdu.Yurttaş olmak; sorumluluk alanında örgütlü olmayı da zorunlu kılar. Örgütlü yurttaşlar topluluğu ulus olmayı doğurur. Çünkü örgütlü yurttaşın dili; üretmekten , haktan, hukuktan, sosyal adaletten ,gelişmekten demokrasiden, laiklikten ve bilimden yanadır.
Bu vesile le net diyemesem de kitaplarla hemhal olarak yetiştirdiğimiz öğretmenlerin Anadolu’nun dört bir yanında yeniden birer çoban ateşi olduğunu düşünüyorum. Özellikle Yurttaşlık bilinci ve kişilikli yurttaşlığın Türkçe katında yaşamaya alışarak oluşturulacağına inanıyorum.Bu katın mimarları ; hem halkçı hem ulusal hem evrensel düşünceye bağlıydı: hemen birkaç örnek vereyim .(Halide Edip Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye; Reşat Nuri Güntekin Yeşil Gece, Türkçenin dağı toprağı, suyu,havası olan Yaşar Kemal, Fakir Baykurt ONUNCU KÖY , Dursun Akçam,Talip Apaydın, Adnan Binyazar, Emin Özdemir Cengiz Aytmatov İLKÖĞRETMEN DUYUŞEN,Alphons Daute Son Ders.
Kölelikten Kuruluş Booker T. Wshington vb.çok) tüm yerli yabancı klasiklerimiz .Öğretmen şairler öğretmenlik şiirleri ve öğretmenlik türküleri… Bütün bunları yapılandıran nedir ?
Elbette TÜRKÇE...
Dağlarca'nın dediği gibi "Ses bayrağımız".
Yurttaşın her an dilinde taşıdığı ses bayrağı Türkçedir.
Dil dünyamızın büyük bir ulusa büyük bir evren çevirmenin yolu yine dilin kaynaklarından beslenip ses bayrağıyla yaşama nefesi almaktır.
Kişilik böyle kazanılır.Gelelim Türkiye hepimizin gerçeğine , Türkiye bir uçtan bir uca bir toprağın ülkenin yani vatanın yurdumuzun adıdır.
O halde bu sınırlar içinde yaşayıp var olanlar da yurttaşıdır.
Biliyoruz ki yurttaşlık hakları ve hukuku vardır.
Bu hak anayasayla güvence altındadır .
Anayasada ülkenin resmi dilinin Türkçe olduğu değişmez maddeler arasındadır.Peki Önceden var mıydı bu?
Yok ne vardı bir sülale ve sülalenin başındaki tüm haklar onların halk kul tebaa.....Demek ki Türkçe yurttaşlık hakkımızın varoluş hakkımızın sözcüsü … Dünya küçüldü herkes gereksinimler ölçüsünde bir çok dil öğreniyor ya da ana baba farklı dillerden geliyor çalıştığı ülkenin dilini kullanıyor çocuğu oluyor başka üçlü dörtlü dil ortamına düşüyor burada zorunlu dil hangisi ?
Elbette bu çocuk çok dilli ama yurttaşlık dili yaşadığı ülkenin dilidir… Türkçe ülkemizin tüm eğitim süreçlerinde anayasal süreçte resmi kamu dilidir.Cumhuriyetin insan yetiştirme politikası vardı ve başarılı gidiyordu ; bireyden ulusala ulusaldan evrensele dünyayı anlayıp göre bilecek yurttaşlar yetiştirmek çağının en anlamlı eğitim politikasıydı örnekti .Bu politika Türkçe üzerine temellendirilmiş politikadır.
Cumhuriyetin yasalarında var kurumları var Mustafa Kemal Atatürk ilk Türkçe alanında başlatıyor ulus olma çalışmalarını.
Yazı devrimini Türkçenin doğal varlığının eğitim kültür bilim alanında da varlık göstermesini sağlayacak kurumları özerk olarak yapılandırmıştır.
Dil devrimine neden çok saldırılmakta düşünelim?Kurumlar 12 eylülde neden siyasi yapının egemenliğine geçmiştir?
Düşünelim.Özellikle TDK TTK , Halkevleri ve Devletin tercüme çeviri büroları kapatılmıştır neden?
Neden çok açık yurttaşın bilen sorgulayan kişi olmasını istemiyorlar.
Onların yaptıklarından haberdar olmalarını kabul bile etmiyorlar.
Yurttaşın özgüvenli olması onları korkutuyor.
Bu arada hemen bir yaşanmışlığımı paylaşayım.Bize Beşikdüzü öğretmen okulunda öğretmenimiz “21.
Yüzyılda hangi diller dünya dili olacaktır” sorusunu yöneltmişti.
Cumhuriyetin ellinci yılı kutlanıyordu .
Hemen hepimizin yanıtı geleceğe güvenle bakmakla ilgiliydi :“ Türkçemiz en çok konuşulan beş dil arasındaysa elbette gelişimde her alanı yansıtmada ilk üçe girer" cevabını verdik.
Yani insanlar Türkçeyi konuşmak isteyecektir düşüncesine inanıyorduk.
Ama o inanç lise ikide Öztürkçeciler Osmanlıcacılar ikilemini yaratarak birbirimiizi ötekileştirdik.
Ben Türkçeden yana olduğum için disiplin cezası aldım.Başka bir fotoğrafa geçelim 2003 ile 2010 yıllarında Burdur Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretimi Bölümünden bir arkadaşımla Tugay’da paralı askerlik yapan erlere Türkçe üzerine konferans veriyorduk .Konuşmamın ilk sorusu birden aklıma gelen şu soru olmuştu: “Türkçe Dünya dillerinden ilk beşe girer diyenler parmak kaldırsın.İki yüz asker içinde parmak kaldıran beş ile on arasında değişti hep .Arapçadır diyen Türkçeden çok çıktı .Rusçadır diyenler daha arttı Almanca dır diyen biraz daha arttı İspanyolca eh vardı. Çince deyince yarıya yakın kaldırdı . İngilizce deyince hemen tamama yakını kaldırdı.
Peki söylemediğim diğer dilleri düşünen oldu mu 3 kişi kaldırdı ilki Japonca olabilir ikincisine söz verdim İtalyanca dedi. Üçüncü kişi Kürtçe dedi..
Bu soruyu neden sordum sizce lütfen tek cümleyle yanıtlayalım dedim .
Hemen hemen 20/ 30 kişiye söz verdim. “Türkçe ;eh yanıt doğruydu ama anketteki tutumu belirleyecek olan özgüven yoktu....Dünden bugüne bu olumsuz bakış niye var diye gerçekten hüzünle düşündüm.
Bize bu sorunun yöneltildiği okulumuzda el yazmalarının bile olduğu Köy Enstitülerinden kalma gerçekten zengin bir kütüphane vardı bu kütüphane mekan olarak sınıfımızdan daha güzeldi sessizdi masalarda büyük adamlar gibi okuyorduk arıyorduk soruyorduk merak ediyorduk. ilk etütte bile açıktı her türlü kitap elimizin altındaydı ,O eserleri tanımış olmanın gururu Türkçeden geliyordu.
Bunları bize aktarabildiğine göre bilimsel çalışmalarda da öncü olabilir mantığı kurmuştuk kim bilir??Dilin varlığı geçmişiyle ilgili elbette.
Bugünü ve yarınıyla ilgili hepsi her şey bir dili kullanmada o dili her alana taşımada önemli araç olduğu yen bir bilgi değil ancak; bu aracın öğrenilmesi, kişinin kendini o dile teslim etmesi ve yaşayarak da diline egemen olmasıdır.
Bir dilin başka dile elbette üstünlüğü yoktur.
Dilin evreni anlatabilme yetkinliği vardır.
Bu yetkinliği de o dili kullananların eğitimleri yaşam biçimleriyle ilgilidir.Yaşayan her dil konuşulduğu için yaşar.
Dünyada en çok konuşulan dil Çince bugün dünyada yükseliştedir. Öte yandan bir kabile dili Afrika’da o dil kaybolmasın diye neredeyse koruma altındadır.
Uygarlık kurmuş Hititlerin Hititçesi; Sümerlerin Sümercesi bugün ölü diller arasında olmasına karşın okunuyor araştırılıyor.Halka ait Kültürel dil benliğini görmenin yolları 1960 tan sonra egemen ülkelerde yasal düzenlemelerle halkın diline sunulmuştur.
Ama bu çalışmalar asla o ülkelerdeki kamu dilini bozmasına neden olmamıştır.
Tarihe bakın her imparatorluğun kendine ait özel bi dili yoktur.
Ama dil tutumu vardır.
Dil tutumu çok önemli .İşte Türkiye Cumhuriyetini kuran gazi Mustafa Kemal Atatürk daha ilk beş yılında Cumhuriyet devrimlerinden olan yazı devrimi kadın hakları bdevrimiyle başta gelir .Önce Türk alfabesi devrimi demiştir.
Sonra Dilin kültür dağarcığını kalıcı kılacak bilimsel kurumların yapılandırılmasını sağlamıştır .
TDK , TTK, Halk evleri gibi kurum adlarına kadar cumhuriyet felsefesine koşut yüz akı çalışmalar ve uygulamalar gerçekleştirilmiştir.Ya bugün böylemi?Elbette sadece edebi şiirler türküler masallar destanlar dilin ve dil eğitimin önemini göstermez yönetsel ve günlük etkileşim alanında da DİL eğitim çok önemli… Bu saydıklarımın çoğu sözel bellekle ilgili ama kamu iletişimini etkileyerek düzenleyecek yönetsel dil daha belgeli daha kalıcı bir dil kullanımıyla ilgilidir.
Liderlerin dil kullanım başarısı onları toplum önderi yapar.
Son 25 yıldır ötekileştirme diliyle organize ettiğimiz eğitimin geldiği yer ortada .
Bir de Cumhuriyetin ilk yıllarına bakalım.
Ortak bir anlayış dili, demokratik söylem ve tavır dili yoksa toplumsal barış bozulur bireysel dil daima çatışma üzerine kurulur.
Geri kalmışlığın ve ağalığın kol gezdiği süreçlerde kan davaları ve kanlı söylemi hep öldürme üstüne kurulu bir iletişim oluşturmamış mıydı?
Böyle bir söylem toplumu geliştirebilir mi?Eğitim dili laik ,karma yani cinsiyet ayrımı yapmayan fırsat eşitliğini hep gözeten bir dil üstüne kurulmalı, eşit yurttaşlık ilkesi dil ile yasal zemin yasama ve yürütmede eşit tutumlarla yaşatılmalı. Çünkü dört temel becerinin uygulama alanı bulduğu demokratik laik okullar aynı zamanda bireyin gelişmesinde uygulamalı yaşam merkezleridir.Apartman okullara izin verilmemelidir.Yurttaşının anladığı doğuştan getirdiği anadiline saygılı kamuca ortaklaştığımız toprak ve devlet bütünlüğünü geliştiren ortak ülküyü duygusunu canlı tutan bir Türkçe eğitimini sisteme oturtmalıyız.
Bu konu siyasi yanlışlara alet etmeden çağdaş Türkiye’nin fırsat eşitliğini yurttaşlık ilkesiyle şekillendirilmesi gerekir.
Eğitim planlaması apayrı başlık olduğu için konuyu özlüce paylaşayım.Hasan Ali Yücel’in Cumhuriyet insanı yurttaşı nasıl olmalı sorusunun çok güzel yanıtı olan İYİ İNSAN İYİ YURTTAŞ dünyada halâ geçerlidir.
Gelişen teknolojik çağ iyinin verilerini çoğalttığı gibi kötüleri de şeker diye sunabilir.Nedir iyi insan yani bireyin iyiliği ?SEVGİ yi anlama algılama ve çoğaltma Hani Yunus Emre diyor ya ; “ETLE KEMİĞE BÜRÜNDÜM YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM”Bugün etle kemiğe bürünmek kolay değil. bireyin sağlık hakları vardır bedenen rahatlığı iyiliği için.
Ama Yunus diye görünebilmek için önce devlet yurttaşının biyolojik devamlılığını insanca yaşama olanaklarını , sosyal haklarını psikolojik gerçekliğini bilmek ve iyileştirip geliştirmek zorundadır.
Yani her bireyin mutlaka kurması gereken aile dili , doğa ve doğal dili , sokak mahalle belde ve ülke dili vardır. Ülke dili her alandaki ulusal olarak kabul görmüş evrensel duygularla örülmüş kitaplardan herkesin okuduğu çözümlediği ortak karara bağladığı geliştirdiği dildir. Ülke dili demokratik olmazsa kişi özgürlüğü ile toplumsal özgürlüğün yarattığı değerler zedelenir.İyi insan iyi yurttaştan beklentisi olan devletin eğitim bakanı laik demokratik karma eğitimin pekişmesi için çaba harcayacak.
Kafasına küçük yaşta fes giydirip kızları büründürerek birbirinden ayırmayacak İyi birey de iyi yurttaş da tiyatro sahnesi gibi düzenlenmiş Türkçe sınıflarında okuyup sahneye çıkan dilini kullanmasını bu sahnede zenginleştiren ve kullanan çocuklardan çıkar.
Bu çocuklar diğer dersleri de okuma anlama dinleme hedefli başarır öngörüsündeyim.
Rıfat Ilgaz’ın şiiriyle hoşça kalın diyorum.Evet aydınlık ABC den başlar.
Demokratik taşları döşeyen bilimsel bir algıyla anlatan ve bu yolda etkileşim sağlayan öğretmenlerle olur.
O günlerin özlemiyle...“Dilini sev çocuğum…”Dikili 6.08.2026Kamuran Semra Eren Ayık