21 Ekim 2026, Çarşamba

Mevzurize

Canlı Piyasa Güncelleme
Sağlık

Mutsuzluğun virüsü fitne ve şirk

Dr. Abdulcabbar Boran, Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Açık şirk konusunda bir korkum yok. Benim ümmetim açık şirke hiçbir zaman düşmez. Allah’tan başkasına asla tapmaz. Ama gizli şirkten korkuyorum.”

Mutsuzluğun virüsü fitne ve şirk

Acaba Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu hadîsinde ne demek istiyor? Açık şirk nedir? Bir insanın Allah’a değil putlara tapmasıdır. Günümüzde böyle bir şey söz konusu değildir. Ama burada Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in korktuğu şirk, gizli şirktir.

Allahû Tealâ Câsiye Suresinin 23. âyetinde gizli şirki şöyle tarif ediyor, diyor ki: “Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?”

İşte gizli şirk, kişinin hevasına yani nefsinin afetlerine tâbî olmasıdır. Bu da insanı Allah’tan uzaklaştırır. Fitne ve şirk de nefsimiz vasıtasıyla şeytanın bize ulaştırdığı en büyük mutsuzluk sebepleridir.

İnsanlar neden mutsuz, hiç düşündünüz mü sevgili kardeşlerim? İnsanlar, nefsleri ve nefslerine kumanda eden şeytan sebebiyle mutsuz ve huzursuz bir hayat yaşıyorlar. Oysaki Allah, bütün insanların sadece mutlu olmasını istiyor ve mutluluğu nasıl elde edeceğimizi Kur’ân-ı Kerim’inde göstermiş. Şeytan ise tam tersine, herkesin mutsuz olmasını istiyor ve bütün gayretiyle buna çalışıyor.

Peki, bu nefs ne menem bir şeydir, nasıl bir şeydir ki insanı mutsuz ediyor? Çünkü nefsin muhtevasında sadece afetler var. O afetler sebebiyle şeytan bize tesir edebiliyor. Gelin, âyetler ve hadîsler ışığında bu konuyu birlikte inceleyelim.

Nebiler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Zandan sakının, zan sözlerin en yalanıdır.” Bir başka hadîsinde de buyuruyor ki: “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım.” (K: Ebu Davud c/2. sf: 192. H. No: 1548; Câmius Sağir-1490)

İşte insanları dalâlette bırakan ve şirkte tutan şey, bu faydasız ilimdir yani zanna tâbî olmaktır. Gizli şirk içinde olanların hepsi Kur’ân-ı Kerim’e göre sağır, dilsiz ve kördür. Bu kör, sağır ve dilsiz olanlar, kendilerine Allah’ın daveti ulaştığı zaman daveti dikkate almıyorlar.

Oysaki Allahû Tealâ bütün insanları ruhlarını bu dünya hayatında Allah’a ulaştırmaya davet ediyor ve bunu tam 12 kere bize farz kılıyor. Kişi bu daveti kabul etmiyorsa gizli şirkin içinde kalıyor. Çağımızın en büyük hastalığı gizli şirk, bu sebeple en büyük fitneyi oluşturuyor sevgili kardeşlerim.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Fitneler karanlık gece parçaları gibi etrafı sardığı zaman Kur’ân’a sarılın, ondan ayrılmayın.” (K: Müslim, Îmân 186. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 30 Zühd 3; İbni Mâce, İkâme 78)

Peki, insan gizli şirkten nasıl kurtulur? İşte Kur’ân-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz bize bunun cevabını veriyor, diyor ki:

30/RÛM-31: O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O’na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, sadece onlar kendilerini şirkten kurtarabilenlerdir. Allahû Tealâ Rûm Suresinin 32. âyetinde Allah’a ulaşmayı dilemeyen insanları “fırkalara ayrılanlar” olarak tarif ediyor. İşte bu fırkalara ayrılanlar, şirkte olanlardır.

Sevgili kardeşlerim, şu anda dünyada sadece iki çeşit insan yaşıyor: Fitne üzere olanlar, hidayet üzere olanlar. Öyleyse kimdir hidayet üzere olanlar? Son derece basit, açık, net bir cevap: Allah’a ulaşmayı dileyenler (Zumer-17, 18). Kim Allah’a ulaşmayı dilemişse o kişi gizli şirkten beridir, fitneden kendini kurtarmıştır ve Allah’a kul olmaya başlamıştır.

Öyleyse Allah’ın hepimizden istediği şey kendisine kul olmamız ve O’na şirk koşmamamızdır.

“kul innemâ umirtu en a’budallâhe ve lâ uşrike bihî: Ben sadece Allah’a kul olmakla ve O’na şirk koşmamakla emrolundum.” âyeti (13/Ra’d-36) bunun en açık ifadesidir.

İşte gerçek mutluluk buradadır sevgili kardeşlerim; kalben Allah’a ulaşmayı dileyerek ruhumuzu, ardından fizik vücudumuzu, ardından nefsimizi ve en sonda irademizi Allah’a teslim etmekte.