Haber En Son Olay Haber
Rize
Açık
weather
26°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Rize Haber Spor Roma'nın siyasi ve hukuki mirası günümüze uzanıyor

Roma'nın siyasi ve hukuki mirası günümüze uzanıyor

Birçok Batı şehrinin ve halkının adı onların isimlendirdiği şekildedir. Kullandıkları askeri, siyasi ve dini unvanlar yaşamaya devam etmekte, Latince; bilimin ve tıbbın dili olma hüviyetini korumaktadır.

KAYNAK: HABER MERKEZİ
Okunma Süresi: 3 dk

Mitolojik öğeler ve tarihi söylenceler, Roma şehrini kuranların İtalya Yarımadası’na göçmen olarak geldiklerini gösterir.

Bu topluluk birbiriyle mücadele halindeki Latin şehir devletleri arasında hayatta kalabilmek, daha iyisi onlara hâkim olabilmek için güçlü bir askeri yapı ve diplomasi geliştirmek zorundaydı.

Komşu toprakların üzerindeki sınırlı belirimler Roma potansiyelini bu yöndeki bir gelişime yönlendiriyordu. Şehir devletlerinin arasındaki ihtilaflardan yararlanmak, hazır olana kadar barışı koruyacak şekilde diplomasiyi kullanmak ve hazır olunca fütuhata devam etmek… Şehir bir devlet teşekkülü halinde büyür ve yeni halkları bünyesine katarken hem bu halkların statüsünü belirlemek hem de devletin yönetim şeklinde değişikliğe gitme ihtiyacı Roma hukukunun erken bir dönemde güçlü bir teşekküle dönüşmesini sağlayacaktı.

Krallıktan Cumhuriyet’e geçilmiş, önceki dönemin kötü hatıraları sıkı kanunlara sebebiyet vermiş, yeni halkların ve pleblerin statüsünde zaman içinde değişiklik yapma zorunluluğu hukukun dinamik bir surette gelişimini temin etmiştir. “Krallık”, “Cumhuriyet” ve nihayet “İmparatorluk”… Üç yönetim şeklini de deneyimlemiş Roma’nın siyasi tecrübesi benzersiz bir hale gelecekti.

Sürekli genişleyen hukuk literatürüne paralel olarak siyasi literatür de zenginleşiyor, ordunun büyüyüp genişlemesiyle örnek ve yenilmez bir savaş makinesi ortaya çıkıyor ve bu makinenin hamle sahası artık İtalya Yarımadası’nın dışına taşıyordu.Roma, kendini büyük bir imkân olarak sunan Yunan Medeniyeti ile karşılaştığında yukarıda özetlemeye çalıştığım potansiyele sahipti.

Yunan şehir devletleri tarafından, kurtarıcı olarak davet edilmiş bu da kendine güven unsurunu tahkim eden bir olgu olmuştu.

Dolayısıyla Roma kurtarıcı olarak geldiği bu topraklardaki büyük imkânı gördü, saygı duydu, kompleksiz bir şekilde talebesi olup bünyesine kattı ve Roma Belirimi ortaya çıktı.

Yunanlardan aldıkları heykeli, felsefeyi, matematiği çok ileri götürebildikleri söylenemese de mimaride büyük bir başarıya imza attılar.

Askeri ve bürokratik bir örgütlenmenin şeklini verdiği toplumun en göze çarpan üretimleri de askeri yapılar, köprüler, devlet daireleri ve tapınaklar oldu.Roma’nın geliştirdiği hukuk sistemi, dünya üzerindeki bütün anayasaların ve kodexlerin ruhunda yaşamaktadır. İnşa ettikleri yollar bugün hâlâ geliştirilerek kullanılmaktadır.

Su kemerleri, sarnıçları, hamamları, surları hâlâ ayaktadır.

Birçok Batı şehrinin ve halkının adı onların isimlendirdiği şekildedir.

Kullandıkları askeri, siyasi ve dini unvanlar yaşamaya devam etmekte, Latince; bilimin ve tıbbın dili olma hüviyetini korumaktadır.

Roma şehrinin kurulmasından İstanbul’un fethedilmesine kadar geçen süre aşağı yukarı üç bin yıldır.

Bu dönem iyice bilinmeden; insanlığın Akdeniz, Avrupa, Kuzey Afrika, Anadolu ve Ortadoğu tarihi hakkında hiçbir isabetli yorum yapılamaz.İşte barbar istilacılar, Roma sınırlarından içeriye girdiklerinde karşılarında böyle bir manzara vardı.

Burada, yeni bir olgu ile karşılaşmaktayız; Potansiyel Yetersizliği.

Roma kendini büyük bir imkân olarak sunmaktaydı.

Fakat bu barbarlar bu imkânı yeni bir belirime çevirecek potansiyele sahip değillerdi.

Bir sonraki makalede Batı’nın Orta Çağ’ını Potansiyel Yetersizliği kavramıyla inceleyeceğiz.Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *