Üç Rizeli kardeş ve enişteleri, Osmanlı Bankası’nın önünde beliriyor. Banka görevlilerinin kasadaki paraları saydığı sırada içeri giren silahlı kişiler, 3 bin 650 lirayı alarak kaçıyor.
Bu olay, 18 Aralık 1988 tarihli İkibin’e Doğru dergisinin anlatımına göre Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk silahlı banka soygunu olarak kayıtlara geçiyor.
Soygunu gerçekleştiren isimler Mustafa, Osman ve Mehmet Piyade kardeşlerle enişteleri Bekir Uzun.
Rize’nin Çiftekavak köyünden çıkan bu ailenin sonraki yılları ise banka soygunları, silahlı çatışmalar, idamlar, cezaevi firarları ve yıllarca süren mahkumiyetlerle geçiyor.
Gülden Aydın, 18 Aralık 1988’de yayımlanan “Rizeli Daltonlar” başlıklı haberinde Piyade ailesinin hikayesini, hayatta kalan aile üyeleri Hafize ve Havva Piyade’nin tanıklıklarından aktarıyor.
Piyade kardeşlerin hikayesi Bursa’daki Osmanlı Bankası soygunuyla başlıyor.
Derginin aktardığına göre banka personelinin öğle yemeğinde olduğu sırada kasadaki paraları sayan veznedar, içeri giren silahlı kişilerle karşılaşıyor.
Herhangi bir direniş yaşanmıyor. Soyguncular 3 bin 650 lirayı alarak bankadan ayrılıyor.
Piyade kardeşler, paranın bir bölümüyle son model bir otomobil satın alıyor. Hatta otomobilin plakasını yaptırmayı da ihmal etmiyor.
Ancak bu soygundan önce yaşanan bir başka olay, ailenin adını çoktan güvenlik güçlerinin kayıtlarına geçirmiş durumda…
Piyade kardeşlerin daha önce Gemlik-Bursa yolunda bir posta arabasını durdurarak soygun gerçekleştirdiği anlatılıyor.
Dergide “Ali Kıranlar” başlığıyla aktarılan olayda soyguncular, yolculardan aldıkları para ve değerli eşyalarla bölgeden uzaklaşıyor.
Habere göre olay sırasında yoldan geçen yoksul yolcuların bazılarına para ve ziynet eşyası verdikleri de anlatılıyor.
Soygun haberini alan jandarma ekipleriyle Piyade kardeşler arasında silahlı çatışma çıkıyor.
Çatışmanın ardından bazı kişiler hayatını kaybediyor, sağ kalanlar ise yakalanıyor.
Olay sırasında bölgede bulunan ve soygunla ilgisi olmadığı belirtilen oduncu Ali de çatışmanın ortasında kalıyor ve yaşamını yitiriyor.
Soygunun ardından Piyade ailesiyle ilgili dikkat çekici bir iddia da gündeme geliyor…
Piyade kardeşlerin Gemlik’teki soygununun ardından, elde ettikleri parayla Atatürk’e suikast hazırladıkları yönünde söylentiler ortaya çıkıyor.
Hafize ve Havva Piyade’nin anlatımlarına göre aile, bu iddiayı reddediyor.
Dergide Mehmet Piyade’nin küçük oğlunun babasına atfen aktardığı sözler şöyle:
“Bizim suikast niyetimiz yoktu. Olsaydı çok rahat başarırdık. Babam Atatürk’ü çok severdi.”
Haberde ayrıca Piyade kardeşlerin Atatürk’ün konvoyuyla karşılaştığı ve ona zarar vermeyi düşünmedikleri anlatılıyor.
Ancak bu bölüm, aile üyelerinin yıllar sonra aktardığı anlatımlara dayanıyor.
Piyade kardeşler yakalandıktan sonra yargılanıyor.
Derginin aktardığına göre Mustafa Piyade ve enişteleri Bekir Uzun hakkında verilen idam cezaları 1934 yılında infaz ediliyor.
Osman ve Mehmet Piyade ise henüz 21 yaşından küçük oldukları için idam edilmiyor.
Ancak iki kardeşin hayatı bundan sonra yıllarca cezaevlerinde geçiyor.
Bursa Cezaevine gönderilen Osman ve Mehmet Piyade’nin yolu, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Nazım Hikmet ile de kesişiyor.
İkibin’e Doğru’nun haberindeki en ilginç ayrıntılardan biri, Piyade kardeşlerle Nazım Hikmet arasındaki ilişki.
Dergideki anlatıma göre Osman ve Mehmet, Bursa Cezaevinde bulundukları sırada Nazım Hikmet ile tanışıyor.
Mehmet Piyade’nin cezaevi ağası olarak tanındığı, Nazım Hikmet’e saygı duyduğu ve onunla sohbet ettiği belirtiliyor.
Haberde, Nazım Hikmet’in duruşmaya giderken paltosuz kaldığı bir gün Mehmet Piyade’nin kendi kaşmir paltosunu ona verdiği de anlatılıyor.
Ayrı koğuşlarda kalan iki mahkumun avluda sohbet etme fırsatı bulduğu aktarılıyor.
Piyade kardeşlerin mahkumiyet yılları yalnızca Bursa Cezaeviyle sınırlı kalmıyor.
Dergide Sinop, Eskişehir, Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Elazığ, Adana, Kayseri ve Ankara gibi çok sayıda cezaevinin adı geçiyor.
Kardeşlerin firar girişimleri ve cezaevi nakilleri, ailenin hikâyesinin önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Özellikle Niğde Cezaevinde yaşanan olaylar dikkat çekiyor.
Habere göre Mehmet Piyade, Niğde Cezaevinde kendisine yönelik bir saldırı girişimiyle karşılaşıyor.
Bir mahkumun öldürülmesinin ardından cezaevi yönetiminin başka mahkûmları Mehmet Piyade’nin üzerine gönderdiği ileri sürülüyor.
Hafize Piyade’nin anlatımına göre yaklaşık 500 mahkûmun saldırdığı olayda üç kişi hayatını kaybediyor, Mehmet Piyade ise yaralanıyor.
Aynı anlatımda, cezaevindeki bir yöneticinin olayın ardından öldüğü belirtiliyor.
Mehmet Piyade’nin yaralı hâlde eline bir pusula tutuşturularak nakledildiği ve Niğde halkının kendisine saldırmak istediği de dergideki iddialar arasında.
Bu olayların ardından Osman ve Mehmet Piyade’nin cezaevinde tünel kazdığı, kaçma girişimlerinde bulunduğu anlatılıyor.
Dergide Mehmet Piyade’nin cezaevinden kaçtıktan sonra Havva Piyade’yi de yanına aldığı ve birlikte yalnızca 40 gün geçirebildikleri aktarılıyor.
Piyade ailesinin hikâyesinde dikkat çeken bir başka olay da Osman Piyade’nin 1986 yılında kaçak durumdayken Rize’ye geldiğinde jandarma pususunda öldürülmesi.
Mehmet Piyade’nin de 1986 yılında hayatını kaybettiği belirtiliyor.
Gülden Aydın’ın röportajında Piyade ailesinin kadınlarının yaşadıkları da geniş yer tutuyor.
Hafize Piyade, eşi ve kardeşinin idamından sonra yaşadığı zorlukları anlatıyor.
“Benim aldığım adamı ararlarken çok dayak yedim” diyen Hafize Piyade, güvenlik güçlerinden gördüğünü söylediği kötü muameleye değiniyor.
Kar üzerinde yalın ayak bekletildiklerini, ayaklarının altına başlarındaki çeçenanın serildiğini anlatıyor.
Havva Piyade ise Mehmet Piyade ile ilişkisine ve yıllarca süren ayrılığa ilişkin hatıralarını paylaşıyor.
Dergide Havva’nın Mehmet Piyade’yi dağda gördüğü, onun bir çobanın koynuna eziyet ettiğini düşünerek hayvana yardım ettiği yönünde bir anısı da yer alıyor.
Röportajın en dikkat çekici bölümlerinden biri de Hafize Piyade’nin ailesinin kökenine ilişkin sözleri.
Hafize Piyade, “Molla Barzani’ye dayanan ailemizin 300 yıllık geçmişi var Rize’de” diyerek ailenin geçmişinin çok eskilere dayandığını savunuyor.
Aileden yalnızca iki erkeğin eceliyle öldüğünü belirten Hafize Piyade, diğerlerinin kurşun, idam ya da benzeri olaylar nedeniyle hayatını kaybettiğini anlatıyor.
Ancak aile ile Molla Mustafa Barzani’nin soyuna ilişkin bağlantı, dergide Hafize Piyade’nin kendi anlatımı olarak yer alıyor. Bu iddiayı kanıtlayan bir soy ağacı veya tarihî belge sunulmuyor.
Mehmet Piyade’nin büyük oğlu da babasının cezaevi yıllarını anlatıyor.
Dergide, Mehmet Piyade’nin 36 kişinin ölümünden sorumlu tutulduğunu söylediği aktarılıyor.
1934 yılında başlayan mahkumiyetinin 1974 yılında sona erdiği belirtiliyor.
Piyade ailesinin fertlerinin bir bölümü 1988 yılına gelindiğinde hâlâ Rize’deki Çiftekavak köyünde yaşıyor.
Gülden Aydın’ın yazısı, ailenin çaydan geçimini sağladığını, akşamları eski günleri konuştuğunu ve yaşananların özellikle Hafize Piyade’nin hafızasında canlılığını koruduğunu anlatarak sona eriyor.
İkibin’e Doğru dergisinin 18 Aralık 1988 tarihli 48 ve 49. sayfalarında yayınlanan Gülden Aydın imzalı “Rizeli Daltonlar” dosyası, 1933’teki banka soygunuyla başlayan olayları aile üyelerinin tanıklıkları üzerinden günümüze taşıyan önemli bir basın arşivi niteliği taşıyor.
Cumhuriyetin ilk banka soygunu olarak anlatılan olay, idam cezaları, cezaevindeki Nâzım Hikmet karşılaşması, yıllarca süren firarlar ve aile fertlerinin tanıklıklarıyla Türkiye’nin az bilinen suç tarihi hikâyelerinden birini oluşturuyor…


