Engelliliğe dönük toplumsal bakışın değişmesi gerektiğini dile getiren Özen, görme engellilerin eğitim, istihdam, sosyal yaşam ve karar alma mekanizmaları dahil hayatın her alanında eşit fırsatlara kavuşması gerektiğini vurguladı.
Özen'e göre görme engellilerin yaşadığı zorluklar erişilebilir olmayan kaldırımlar, ulaşım araçları ya da kamu binalarıyla sınırlı değil. Kimi zaman aile içinde başlayan aşırı korumacı yaklaşımlar, bu bireylerin bağımsız yaşam becerileri kazanmasını ve toplumsal hayata karışmasını güçleştirebiliyor.
Ailelerin engelli çocuklarını koruma arzusunun anlaşılır olduğunu, ancak bunun bireyin kendi kararlarını almasını engelleyen bir tutuma varmaması gerektiğini söyleyen Özen, "Hiçbir anne babanın çocuğunun zarar görmesini istemeyeceğini biliyoruz. Ancak iyi niyetle başlayan koruma anlayışı, zaman zaman görme engelli bireyin kendi ayakları üzerinde durmasının önünde bir engele dönüşebiliyor" diye konuştu.
Toplumda görme engellilere yönelik acıma ve yetersizlik odaklı yaklaşımların artık terk edilmesi gerektiğini belirten Özen, engellilerin sadece yardıma muhtaç kişiler olarak görülmesinin yanlış olduğunu ifade etti. Özen, "Bir görme engelli bireyin eğitim alması, çalışması, seyahat etmesi, spor yapması, kültürel etkinliklere katılması veya bir sivil toplum kuruluşunda yöneticilik üstlenmesi olağan karşılanmalıdır. Bizler hayatın dışında tutulup başkalarının bizim adımıza karar vermesini istemiyoruz. Toplumun seyircisi değil, eşit haklara ve sorumluluklara sahip bireyleriyiz. Bize neyi yapamayacağımızı söylemek yerine, yapabileceklerimizi ortaya koyabileceğimiz fırsatlar sunulmalıdır" dedi.
Görme engellilerin bağımsız bir yaşam sürmesinde eğitimin ve ekonomik özgürlüğün belirleyici olduğunu kaydeden Özen, eğitim imkanlarına ulaşmanın ve istihdam süreçlerinde fırsat eşitliğinin önemine işaret etti.
Görme engelli gençlerin yetenekleri ve aldıkları eğitim doğrultusunda meslek seçebilmesinin desteklenmesi gerektiğini söyleyen Özen, "Bir gencin geleceğini görme engeli değil, kendisine sunulan eğitim imkanları ve fırsatlar belirlemelidir. Görme engelli gençlerimizin hayallerini sınırlandırmak yerine onları nitelikli eğitimle, erişilebilir teknolojilerle ve eşit istihdam imkanlarıyla buluşturmalıyız. Ekonomik bağımsızlık, bireyin kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olmasının en önemli şartlardan biridir. Görme engelli bireylerin üretim süreçlerine katılımı hem kendileri hem de toplum açısından büyük bir kazanımdır" değerlendirmesinde bulundu.
Görme engellilerin sosyal yaşamdan kopmasının sadece bireysel bir sorun olarak ele alınamayacağını belirten Özen, bu noktada ailelere, eğitim kurumlarına, yerel yönetimlere ve toplumun bütün kesimlerine görev düştüğünü söyledi.
Bağımsız yaşamın bireyi yalnız bırakmak anlamına gelmediğini vurgulayan Özen, "Bağımsız yaşam, kişinin ihtiyaç duyduğu desteklere erişerek kendi hayatına ilişkin kararları kendisinin verebilmesidir. Ailelerin görevi çocuklarının yerine bir ömür boyu karar vermek değil, onların kendi kararlarını verebilecek özgüvene ve becerilere ulaşmalarını desteklemektir. Kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin görevi ise bu bağımsızlığı mümkün kılacak erişilebilir şartları oluşturmaktır" diye konuştu.
Toplumsal farkındalığın sadece özel günlerde düzenlenen etkinliklerle sınırlı tutulmaması gerektiğini belirten Özen, açıklamasını şu sözlerle bitirdi: "Görme engelli bireylerin hayatını dört duvar arasına sığdırmaya kimsenin hakkı yok. Ne ailelerin kaygıları ne toplumun önyargıları ne de erişilebilirlik eksiklikleri bir insanın hayallerinin önüne geçmemelidir. Bizler başkalarının bizim için uygun gördüğü hayatı değil, kendi tercihlerimizle şekillendirdiğimiz bir yaşamı istiyoruz. Çünkü gerçek eşitlik, bir insanın yalnızca varlığının kabul edilmesi değil, kendi geleceğini belirleme hakkına saygı duyulmasıdır. Görme engelli bireylerin önündeki kapıları kapatmak yerine, o kapılardan özgürce geçebilecekleri bir toplum oluşturmak hepimizin ortak sorumluluğudur"











