4 Kasım 2026, Çarşamba

Mevzurize

Canlı Piyasa Güncelleme
Gündem

Bir başka konferansın düşündürdükleri…

Haber Merkezi Hem bizzat size karşı, hem de korunmasını istediğiniz o çocuklara karşı silahlarını doğrultmuş bu düzenden, bu düzenin konferanslarından medet ummaya devam mı? Yoksa, Damla Baytekin’in önerdiği yoldan mı gidelim? Düzenden medet ummayanların, tütün mücadelesinin en minimumda ancak anti-kapitalist bir perspektiften verilebileceğini iddia edenlerin cılız seslerini gürleştiren, güçlerini

Bir başka konferansın düşündürdükleri...

“Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor Konferansı”na Özlem Zengin’in katılmaması yazık olmuş, oysa o konferansta birlikte konuşulacak çok şey vardı. Düzenin içinde çözüm arayışına Zengin’in katkıları muhakkak olurdu. Olmaması düşünülemez; kadın siyasetçi olarak çok zengin bir birikimi var. Bundan mahrum kalmış o konferans. İstihza yok bu sözlerde. Kadın Dayanışma Komiteleri Temsilcisi Damla Baytekin bu konferansa ilişkin güzel bir yazı yazmış. Asıl istihza orada.

Baytekin, 31 Ekim 2026 tarihinde soL’da yayınlanan yazısında iki tutum tarif ediyor: Ya kapitalist düzenin değişmesini istersiniz, bunun için çabalarsınız, ya da “bu düzen değişmez” deyip düzen içi arayışlara yönelirsiniz. Konferansı düzenleyenlerle tam burada ayrışıyor Baytekin. Sorun sadece Zengin’in davet edilmesinde değil; yazıda değinildiği gibi, kadınları, kadın hareketlerini düzen dışı siyasetten alıkoyan, düzen içinde tutan, “gayet bilinçli ve planlı şekilde atılan adımlar var”.

Baytekin yazısına Bir konferansın düşündürdükleri başlığını atmış. Daha okurken, düzen içi çözüm arayışlarının o tekil konferansla sınırlı olmadığını, bir konferanslar serisi halinde önümüze dikildiğini düşündüm. İklim rantı paylaşım arenası COP31’den, Kent Araştırmaları Kongre’sine kadar…

Böylece, serinin ikincisi olmayı hak eden bir başka konferans bu yazının konusu oldu: Yeşilay, İstanbul’da bu sabah başlayan 11. Avrupa Tütün Kontrolü Konferansı düzenliyor. Amaç, çocukları nikotinden korumak. Konferansın diğer düzenleyicisi bir STK ağı olan Avrupa Sigara Tütün Kullanımını Önleme Ağı (ENSP). Konferansın Cumhurbaşkanı’nın himayelerinde gerçekleşeceği, Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Solunum Derneği, Avrupa Diş Hekimleri Konseyi ve ABD’den STK’ların yanı sıra dini liderlerin de katılacağı duyuruldu. Yeşilay ve ENSP, uzmanlar, savunucular ve karar vericilere konferans daveti yaptılar.

Böylece, yurtiçi ve yurtdışından geniş katılımlı bir konferansta bir araya gelinerek tütün ve nikotin sorununa çare aranacak. Ne iyi değil mi! Yeşilay’ın yükselen profiline uygun, yüksek düzeyli, şık ve gösterişli, hatta ruhani liderlerin kutsaması altında bir konferans. Tam olması gerektiği gibi. Buraya kadar, her şey işin doğasına uygun, işin kendi mantığı içinde sorun yok.

Ama kim katılacak buraya? Eğer siz de çocukları nikotinden korumak gerektiğine ve bunun Yeşilay ile birlikte düzen içinde mümkün olduğuna inanıyorsanız, koşa koşa gidersiniz bu konferans davetine. Zaten kapitalist düzeni değiştirmek aklınızın ucundan geçmiyor, hatta değişmesini istemiyorsunuzdur. Ya da, AKP iktidarına burun kıvıranlardansınızdır ve “Evet, düzen kötü, ama bütün pozisyonlar muteberdir; diyalogla yol alınır; iktidarla diyalog içinde olmak bir zorunluluk ve gerekliliktir; çocukları korumak ertelenemez,” dersiniz ve yine koşa koşa gidersiniz.

Nereye koşuluyor? Artık çoktan “bağımlılıkla mücadele”ye evrilen “tütün kontrolü” politikası, uzun zamandır tam da yeni rejim ve yeni hukukun en büyük şantiye alanlarından biri. Geniş kesimlerin tütün tüketiminden kaynaklanan yakınların kaybı, hastalık ve sakatlıklarla dağlanan acılarının, dertlerinin, endişelerinin fonu önünde cereyan eden, retorikle gerçekliğin gitgide birbirinden koptuğu kıyasıya bir siyasi mücadele alanı. 

O siyasi mücadelenin gerçekleri yerine, 2008’den beri toplumun önüne sunulanlar ise şunlar: 

  • Kapitalizmin biçimlendirdiği üretim ve tüketim bağlamlarının yok sayılması, 
  • Ulusötesi tütün şirketlerinin Türkiye’yi nasıl küresel sigara üretim ve ticareti üssü haline getirdiklerinin ve şimdi yeni tütün, nikotin, kenevir ürünleri için de yeni üs haline getirmek amacıyla büyük pazarlıklar yürüttüklerinin üstünün örtülmesi, 
  • Tütün kullanımının bir kişisel tercih meselesi ve fetvaya dayalı bedensel ve ruhani arınma konusu olarak çerçevelenmesi, 
  • Politikanın, sadece talebi aşağı çekmeye yönelik, siyaset-dışı, sterilize, teknik önlemler paketine indirgenmesi. 

Bu yola sokuldu herkes. Bunun için bilim araçsallaştırıldı, bilimciler ve örgütleri kullanıldı. Aynı, koskoca iklim krizinin, israfı önlemeye yönelik ahlaki bir atık bertarafı meselesiymiş gibi işlenmesinde yapıldığı gibi. Ya da, kadına, çocuğa, hayvana uygulanan şiddetin, suç olduğu için değil, günah diye kınanması; cezanın öteki dünyaya havale edilerek, bu dünyada cezasızlığın geçerli kılınması gibi.

Bunların hepsinin odağında, sermaye ilişkilerinin üstünü örtmek ve o ilişkilerle yürüyen sömürü düzeni için rıza üretmek var. Kapitalizmin neden olduğu toplumsal çürüme gitgide ağırlaştığı halde, rıza ve baskı mekanizmaları tıkır tıkır işliyor. Akla hayale sığmayan bir sonucu var bunun: Düzen içi arama konferansı yaptıkça, salgın boyutunda artan tütün tüketimi, geri dönüşü olmayan çılgınlıkta ekolojik yıkım, delirtici kadın cinayetleri, çocuk cinayetleri. Kıyım arttıkça, daha fazla konferans.

Bir de bilimle sistematik mücadele var. Yıllar içinde defalarca şahit olduk: AKP rejiminde, bilimin üstünlüğü iddiasının muhakkak önünün alınması gerekiyor. Bunun için özellikle eğitim ve sağlığın dinselleştirilmesi kritik öneme sahip. Politikaların islamcı/fetvacı süzgeçten geçirilerek biçimlendirildiği rejim inşası derinleşmeli, kökleşmeli; bilimciler ve kurumları yeni rejimin, yeni hukukun sınırları içinde hareket etmeli. İstenen şu: Bağımsızlık ve laiklik temellerinden yoksun bırakarak, bilimi bilim olmaktan çıkartmak, “teknik”e indirgemek, tekno-laştırmak, bilimi alaşağı etmek. Bir bakmışsınız, kendinizi bilimci, bilim temelli uzmanlık sahibi sanırken, tepetaklak “teknisyen” olmuşsunuz, öyle muamele görüyorsunuz. Kelli felli bir hekimken örneğin, elinizden bir tek, teknofestlerde boy gösterip, çocuklar gibi şen görsellerinizi paylaşmak, savaş makinelerine, ölüm teknolojilerine övgü dolu tvitler atmak geliyor.

Öyleyse, hem bizzat size karşı, hem de korunmasını istediğiniz o çocuklara karşı silahlarını doğrultmuş bu düzenden, bu düzenin konferanslarından medet ummaya devam mı? Yoksa, Damla Baytekin’in önerdiği yoldan mı gidelim? Düzenden medet ummayanların, tütün mücadelesinin en minimumda ancak anti-kapitalist bir perspektiften verilebileceğini iddia edenlerin cılız seslerini gürleştiren, güçlerini birleştiren hareket, örgütlenme, siyaset yoluna mı girelim?