Bebeklerde gözlerin normalden büyük görünmesi, aileler tarafından çoğu zaman estetik bir özellik olarak değerlendiriliyor. Oysa Prof. Dr. Köz'e göre bu durum, doğumsal glokomun habercisi olabilir. Bebeklerin göz dokularının yetişkinlere kıyasla daha esnek olduğunu belirten Köz, göz içi basıncı yükseldiğinde henüz gelişimini tamamlamamış dokuların bu basınca bağlı olarak genişleyebildiğini söyledi.
Uzman, özellikle gözlerden birinin diğerine göre belirgin şekilde büyük olması halinde mutlaka bir göz hekimine başvurulması gerektiğini vurguladı. Ailelerin dikkat etmesi gereken üç temel belirtiye işaret eden Prof. Dr. Köz, bunları ışığa karşı aşırı hassasiyet, sürekli göz yaşarması ve göz kapaklarının istemsiz kasılması olarak sıraladı.
Bebeğin aydınlık ortamlarda gözlerini açmakta zorlanması, ışığa bakmaktan kaçınması, herhangi bir ağlama ya da enfeksiyon olmaksızın gözlerinin devamlı sulanması ve sık sık göz kırpıp gözlerini sıkıca kapatması bu tablonun işaretleri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Köz, gözün en önündeki şeffaf tabaka olan korneanın saydamlığını kaybederek bulanık, gri veya beyazımsı görünmesinin de önemli bir bulgu olduğunu belirterek bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulması gerektiğini ifade etti.
Doğumdan sonraki ilk aylarda bebeğin gözlerinde belirgin büyüme, iki göz arasında boyut farkı, sürekli yaşarma, ışığa karşı hassasiyet ya da korneada bulanıklık fark edilmesi halinde zaman kaybedilmemesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Köz, erken müdahalenin görme fonksiyonunun korunması açısından çok önemli olduğunu dile getirdi.
Kesin tanı için kapsamlı bir göz muayenesi gerekiyor. Prof. Dr. Köz, muayene sırasında göz içi basıncının ölçüldüğünü, kornea çapı ve gözün uzunluğu gibi yapısal ölçümlerin değerlendirildiğini, ayrıca görme sinirinin durumunun incelendiğini anlattı. Bebeklerin muayene sırasında yeterince uyum sağlayamaması nedeniyle bazı değerlendirmelerin genel anestezi veya sedasyon altında yapılabildiğini sözlerine ekledi.
Tedavide yetişkin glokomundan farklı bir yol izleniyor. İlaç tedavisi çoğunlukla cerrahi müdahaleye hazırlık ya da göz içi basıncını kontrol altında tutmak amacıyla kullanılıyor; tedavinin temelini ise gonyotomi ve trabekülotomi gibi cerrahi yöntemler oluşturuyor. Bu operasyonlarda göz içi sıvısının dışarıya sağlıklı şekilde akmasını engelleyen direnç ortadan kaldırılmaya çalışılarak göz içi basıncının düşürülmesi ve görme sinirinin daha fazla zarar görmesinin önlenmesi hedefleniyor.
Hastalığın durumuna göre bazı bebeklerde birden fazla cerrahi müdahale gerekebiliyor, ameliyat sonrasında da düzenli takip büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Köz, ailelerin bu belirtileri yalnızca bebeğin fiziksel özellikleri olarak değerlendirmemesi gerektiği uyarısında bulunarak erken teşhis ve uygun tedavinin çocukların görme gelişimini korumadaki en önemli adım olduğunu söyledi.



