Hindistan seyahatlerini kaleme aldığı yazı dizisini sürdüren Murat Ülker, bu kez dünyanın en önemli çay üretim merkezlerinden Darjeeling ziyaretini anlattı.
Daha önce New Delhi, Chandigarh, Lucknow, Agra ve Kolkata’ya ilişkin izlenimlerini paylaşan Ülker, ailesiyle gerçekleştirdiği Darjeeling gezisinde özellikle bölgenin doğası ve çay bahçelerinden etkilendiğini aktardı.
Himalayalar’ın eteklerindeki yemyeşil coğrafyanın kendisine Karadeniz’i hatırlattığını belirten Ülker, çay bahçelerini gördüğünde ise Rize benzetmesi yaptı.

“Her Yeri Kaplayan Çay Bahçelerini Görünce Sanki Rize”
Ülker, Darjeeling yolculuğunu anlatırken bölge için “Hindistan’ın Rizesi” benzetmesini kullandı.
Kolkata’dan yaklaşık 1 saat 15 dakikalık uçuşla Bagdogra’ya ulaştıklarını aktaran Ülker, buradan Darjeeling’e ulaşmak için yaklaşık 70 kilometrelik virajlı dağ yolunda üç saatlik bir yolculuk yaptıklarını ifade etti.
Myanmar, Bangladeş ve Nepal’e yakın konumdaki dağlık bölgenin bitki örtüsüne dikkat çeken Ülker, gördüğü manzarayı, “Her yeri kaplayan çay bahçelerini görünce de sanki Rize” sözleriyle anlattı.

Himalayalar’ın Eteklerinde Tarihi “Toy Train” Yolculuğu
Darjeeling gezisinin dikkat çekici bölümlerinden biri de tarihi Darjeeling Himalayan Railway yolculuğu oldu.
“Toy Train” adıyla bilinen tarihi demiryolunda kullanılan bazı buharlı lokomotiflerin geçmişinin 19. yüzyılın sonlarına kadar uzandığını anlatan Ülker, kömür dumanı, dar yollar ve keskin virajlar arasındaki yolculuğu farklı ve gizemli bir deneyim olarak değerlendirdi.
Yolculuk sırasında Batasia Loop’ta da mola veren Ülker, açık havalarda buradan dünyanın en yüksek üçüncü dağı Kanchenjunga’nın görülebildiğini ancak kendi ziyaretleri sırasında sis nedeniyle manzaranın kapalı olduğunu aktardı.

Kırmızı Panda ve Kar Leoparını Gördüler
Ülker ve beraberindekilerin Darjeeling’deki durakları arasında Padmaja Naidu Himalayan Zoological Park, Himalayan Mountaineering Institute ve Bengal Natural History Museum da yer aldı.
Ülker, hayvanat bahçesinde kırmızı panda ve kar leoparının yanı sıra Bengal ve Sibirya kaplanları, Himalaya kurdu, Tibet kurdu, Himalaya kara ayısı ve yak gibi çeşitli hayvanları görme fırsatı bulduklarını anlattı.
Himalayan Mountaineering Institute ziyaretinde ise Everest tarihinin önemli isimlerinden Tenzing Norgay’a ait ekipmanları incelediklerini belirtti.
Norgay, 1953 yılında Edmund Hillary ile birlikte Everest’in zirvesine ulaşan ilk dağcılık ekibinin iki üyesinden biri olarak tarihe geçmişti.

Darjeeling Çayının Hikâyesini Yerinde Dinledi
Murat Ülker’in gezi notlarının önemli bölümünü ise bölgenin dünyaca tanınan çayı oluşturdu.
Ülker, Makaibari Tea Estate ziyaretleri sırasında yaklaşık bir saatlik çay eğitimi aldıklarını ve Çin’den Hindistan’a uzanan çay üretim tarihinin anlatıldığını belirtti.
Aktardığı bilgilere göre, İngilizlerin 19. yüzyılda Çin’in çay ticaretindeki üstünlüğüne alternatif oluşturma çabaları Hindistan’daki çay üretiminin gelişmesinde önemli rol oynadı.
Assam bölgesindeki yabani çay bitkilerinin keşfinin ardından Darjeeling’in iklim ve coğrafi özellikleri de çay yetiştiriciliği için uygun bulundu.
Ülker, Makaibari Tea Estate’in 1859’dan itibaren Darjeeling’in önemli çay üreticilerinden biri haline geldiğini aktardı.

Darjeeling Çaylarını Tek Tek Tattı
Ülker’in Darjeeling ziyaretinde çay tadımı da gerçekleştirildi.
Tadımın dikkat çeken ürünlerinden biri Silver Tips Imperial oldu. Genç çay tomurcuklarından üretilen çayın; çiçek, bal, kayısı ve üzüm kabuğunu anımsatan aromalar taşıdığını aktaran Ülker, ürünün kraliyetle bağlantılı geçmişine de değindi.
Ülker’in aktardığına göre Silver Tips Imperial, geçmişte Buckingham Sarayı’ndaki misafirler için gönderilen çaylardan biri oldu.
Kral Charles’ın taç giyme töreni dolayısıyla Makaibari tarafından özel bir “Coronation” çay karışımının hazırlandığını da belirtti.

Birbirinden Farklı Darjeeling Çaylarını Denedi
Tadım yalnızca Silver Tips Imperial ile sınırlı kalmadı.
Ülker; White Peony, Springtime Bloom, Summer Solstice Muscatel, Smoky Mountain, Earl Grey ve English Breakfast gibi farklı çayları da denediklerini anlattı.
Darjeeling çaylarının yetiştikleri bölgenin yanı sıra hasat dönemleri ve aroma özelliklerine göre farklılaştığına dikkat çekti.
Böylece Türkiye’de çay denildiğinde ilk akla gelen yerlerden biri olan Rize ile özdeşleşen çay kültürünün, Himalayalar’ın eteklerindeki Darjeeling’de nasıl farklı bir üretim ve tüketim geleneğine dönüştüğünü de gezi notlarına taşıdı.

Çay Bahçesinin Yüzde 70’i Ormana Ayrılmış
Ülker’in yazısında öne çıkardığı konulardan biri de çay üretimi ile doğal yaşam arasındaki ilişki oldu.
Makaibari’nin toplam arazisinin yaklaşık yüzde 30’luk bölümünde çay yetiştirildiğini, kalan yüzde 70’lik alanın ise doğal orman olarak korunduğunu aktardı.
Bu uygulamanın çay plantasyonunun çevresindeki ekosistemin korunması açısından önemli olduğunu vurguladı.

Darjeeling ile Rize Arasındaki Benzerlik Dikkatini Çekti
Dağlık arazi, yoğun yeşil bitki örtüsü, virajlı yollar ve geniş çay bahçeleri Ülker’in Darjeeling ile Karadeniz arasında bağlantı kurmasına neden oldu.
Özellikle çay tarımının bölgenin görüntüsüne ve yaşamına damga vurması nedeniyle Darjeeling’i “Hindistan’ın Rizesi” olarak nitelendiren Ülker’in gezi notları, dünyanın iki önemli çay coğrafyası arasındaki benzerlikleri de gündeme taşıdı.
“Çayı Doldur Doldur İç Ama Önce Bir Kahve”
Ülker, gezi yazısının sonunda kendi ailesinin çay ve kahve kültürüne ilişkin bir anısını da paylaştı.
Dedesi Hacı İslam Efendi’nin “Ben çay içerim, kahveden sonra” sözünü hatırlatan Ülker, Darjeeling izlenimlerini de “Çayı doldur doldur iç ama hele önce bir kahve içiniz” sözleriyle tamamladı.