25 Ekim 2026, Pazar

Mevzurize

Canlı Piyasa Güncelleme
Politika

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Erdoğan ile bir dönem daha

Erdoğan’ın çevresindeki isimler neden eleştiriliyor, Türkiye’de barış ve hukuk için ne gerekiyor? Gürkan Çakıroğlu yazdı. Gürkan Çakıroğlu yazdı: Erdoğan ile bir dönem daha Medyascope

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Erdoğan ile bir dönem daha

Tahtın etrafındakiler için en tehlikeli oyun, kral hayattayken oynanan taht oyunlarıdır; hele de kral kuruntulu ve kuşkucu bir fıtrata sahipse, hele de kraldan çok kralcıların kol gezdiği bir atmosfer hakimse. Siz bakmayın hep bir ağızdan “Cumhurbaşkanı adayımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır” diye yaltaklanmalarına. Daha yaltaklanırken sokuverir insanı bu dalkavuklar. Hiçbirinin siyasal itibarı yok, hiçbirine toplumsal itimat yok. Tasmalı beslemeler bunlar; kanun dışına çıkma cüretlerine ve biat etme seviyelerine göre atanır, taltif edilir veya affını ister onlar. Hepsi bu. Şüphesiz, Erdoğan suyun üzerindeyken onun yanındalar; ve yine şüphesiz, Erdoğan bir gün dibe vurursa eğer, onun yanında durmayacaklar. Onları ciddiye almaya gerek yok; ama onlara dikkat etmekte fayda var. Zira oyun kuramazlar evet; fakat oyuna dahil olmak veya oyunu bozmak adına her türlü fenalığı yapmaktan geri durmazlar. Kurnazlığı zekâ, korkaklığı gerçekçilik olarak pazarlayan kifayetsiz muhterisler sürüsü bunlar.

Bir dönem daha,
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Erdoğan ile bir dönem daha

Lakin tüm bunlar ‘Tayyip Bey iyi, çevresi kötü’ söylemini akıllara getirmesin. Bilakis; Tayyip Bey kötü olduğu için, çevresi ondan daha kötü. Ama bu fasıl, hikâyenin klişeleşmiş kısmı. Yani Tayyip Erdoğan’ın kötü olduğunu söylemek veya onu kötülemek kolay ve faydasız. Zor ama yapıcı olan, bu karanlığın sebeplerini anlamaya çalışmak. Aksi halde ne mi olur? Hali hazırda yaşananlar olur ve yarın bugünden daha da kötü, daha da karanlık olur. Tayyip Bey, sizin de iş işten geçmeden şunu görmeniz gerekiyor artık; sizden olanlar sizden uzaklaşıyor, sizden olmayanlara taktığınız rozetler ise hiçbir işe yaramıyor. İnsan kötü ve karanlık yanlarından ibaret değildir. Düşüşünüzü durdurma ihtimaliniz, yere çakılma ihtimalinizden daha az değildir. Türkiye’ye toplumsal barışın bir türlü gelememesinin sebeplerinden birisi de, sizin kendi iç savaşınızda aldığınız hezimetlerdir. Tayyip Bey; sürecin sorumluluğunu üstünüze almadan, olmayacak. Tayyip Bey; gol atmak yerine top çevirmeye çalışmakla, olmayacak. Tayyip Bey; kazanmak istiyorsanız bir kez daha, kaybetmeyi göze almadan, olmayacak.

Ama merak etmeyin Tayyip Bey, yalnız değilsiniz. Hepimizin kötü ve karanlık tarafları var. İyilik ve kötülüğün içimizdeki savaşı hiçbir zaman bitmeyecek. Farklı düzeylerde, farklı yoğunlukta ve farklı şartlarda da olsa her daim devam edecek bu savaş; ve muhakkak ki insan nefes alıp verdikçe ve dünya döndükçe, bazen biri bazen diğeri kazanacak. Dışımızdaki her savaş muhakkak bir gün bitecek; ama içimizdeki bu savaş, kıyamete kadar hiçbir şekil ve şartta bitmeyecek. Yani bu hikâyenin sonu yok. Son olarak Üsküdar meselesi özelindeki elim kaza da bir kez daha gösterdi ki, bu savaşın kazananından çok kaybedeninin olduğu bir ülke haline geldi Türkiye. Zira ‘biz iyiyiz’ diyenlerin çoğunun, iyi olmaktan ziyade iyi taklidi yaptıkları bir kez daha ayyuka çıktı maalesef. İktidar alternatifi olabilirler, ama daha iyi bir iktidarın alternatifi değiller. İktidardan nefret etmeden önce, kendinizle yüzleşin arkadaşlar; sınanmadan ahkam kesmenin dayanılmaz konforunu bırakın.

“Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” Tayyip Bey, evet. Lakin hangi zafer vardır ki ardında bir hezimet saklanmış olmasın?  Önemlisiniz Tayyip Bey, evet. Hatta çok önemlisiniz. Ama kendinizi fazla önemsiyorsunuz. Kendinizi her şeyin merkezi zannediyorsunuz. Bu devlet kimleri gördü, geçirdi; olmasaydınız da olurduk, olmadığınızda da olacağız. Kindarsınız, kibirlisiniz ve korkuyorsunuz. Ama sadece bunlardan da ibaret değilsiniz. Kavgacısınız ama barışmayı biliyorsunuz. Eğilip almayı da dikilip vermeyi de biliyorsunuz. Ve biliyorsunuz ki çok eğilirseniz ezerler, çok alırsanız gemlerler; çok dikilirseniz kırarlar, çok verirseniz yutarlar. İtidal üzerine hareket etmek, itidal üzerinde hükmetmek gerek. Ama itidal, uzak bir ihtimal olarak kalıyor sizin iktidarınızda artık. İnfilak etmeden önce iktidara tutunmanın yollarına bakın. Zira hiçbir meseleye dair karar alamıyor, hiçbir krizi yönetemiyorsunuz. İktidar olabilirsiniz. Ama muktedir değilsiniz. Birilerini içeri atabilmeniz ya da bir yerlere kayyum atayabilmeniz güçlü olduğunuzu değil zorba olduğunuzu gösterir, hepsi bu. Böyle bitmesin hikayeniz.

Tayyip Bey; münakaşa ve muharebede, müzakere ve mütarekeye oranla daha başarılı olduğunuz muhakkak. Lakin artık müzakere ve mütareke vakti. Tayyip Bey; yakın dövüşü hiç sevmediğiniz ve neredeyse tüm rakiplerinizi uzak dövüşteki maharetiniz ile ekarte ettiğiniz hakikat. Lakin artık en uzak olanlar dahi yakınınızda. Dönüştüğünüz adam; yetiştiğiniz siyasi atmosferden ve siyaseten mücadele ettiğiniz şartlardan bağımsız değil elbet. Ama siz giderek dönüştüğünüz adamla barışık hale geliyorsunuz. Kimileri düzenin aynasıdır, kimileri ise her haliyle düzeni yansıtır; sizin için her ikisini de söylemek mümkün maalesef. Devlet siz değilsiniz, ama düzen sizin düzeniniz. Savaş sanayisindeki yükseliş ne kadar size dairse, fon meselesindeki çöküş de bir o kadar size dair. Onlar bu cüreti, sizin yarattığınız düzenden aldılar.

Bir dönem daha,
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Erdoğan ile bir dönem daha (Fotoğraf: Anadolu Ajansı)

Halk biliyor; yapılan kötülüklerin hesabı sorulamaz her zaman, zalimler sefa sürer çoğu zaman. Halk biliyor; Türkiye bir hukuk devleti değil, olmadı da hiçbir zaman. Ve halk biliyor; cellat kurbana, kurban ise cellada dönüşüveriyor zaman zaman. Halk, hep arkanızda durdu sizin; hatta yeri geldi halk, önünüze geçip siper oldu size. Halkı kaybediyorsunuz; yüzdeler birer birer azalıyor olabilir, ama insanlar biner biner uzaklaşıyorlar sizden, şimdiden milyonları buldu sizden uzaklaşıp giden. O kadar yukarılara çıktınız ki, oradan düşerseniz tekrar ayağa kalkma ihtimaliniz yok. İktidara gelmek için başka, iktidar olduktan sonra başka, iktidarda kalmak için ise başka kesimlerle ittifak ettiniz. Ve bütün ittifakları teker teker tükettiniz. Sizin için barıştan başka çıkış yolu yok. Barışa, hukuka ve refaha giden yolu sizin aydınlatmanız gerekirken, sizin gölgeniz düşüyor hepsinin üzerine. Refah, hukuk olmadan gelmeyecek; hukuk ise barış gerçekleşmeden olmayacak.

Çeyrek asrı dolduracaksınız iktidarda Tayyip Bey. Lakin halen daha bir şeyler yapmaya değil de bir şeyler olmaya tevessül etmeniz gerçekten sizin nasipsiz, milletin ise talihsiz olduğunun en büyük göstergesi. Ticari antlaşmalar başkadır, askeri ittifaklar başka; ateşle oynuyor, devleti de milleti de ateşe atıyorsunuz. Kavak gövdesinde üzüm yetişmez, sizin iktidarınızda demokrasi yeşermez. “Cumhurbaşkanı adayımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır” diyenler, bunu ne sizin ne de toplumun selameti için söylüyorlar, bunu sadece ama sadece kendi kişisel selametleri için dile getiriyorlar. Zira uzunca bir süredir milletin emanetini taşıyamıyorsunuz. Bazı liderler anlatmaktan çok yaşarlar, bazılarıysa yaşamaktan çok anlatırlar. Siz artık sadece anlatıyorsunuz; ve anlattıklarınızı sizi sevenlere dahi dinletemiyor, anlattıklarınıza sizi sevenleri dahi inandıramıyorsunuz.

Hepimizin şeytanları var, bir de şeytanın ta kendisi olanlar var. Şeytanın dostluğu darağacına götürür insanı, şeytanın dostluğu darağacına kadardır insana. Bu canavarı siz yaratmadınız, ama onu besleyip büyüten siz oldunuz. Vaziyetle iftihar etmiyorsanız eğer, gereğini yapmak size düşer; ya milletten affınızı isteyin ya da hakkıyla görevinizi ifa edin. Lafla peynir gemisi yürümüyor, mızrak çuvala sığmıyor. Ne sizin reislik ettiğiniz teknenin yolcusu olurum, ne de birilerinin imamlık ettiği cemaatle saf tutarım. Sizin “yeni” Türkiye’niz ile birilerinin “yeni” partisi arasında hiçbir fark yok. Sizin Türkiye’niz ne kadar yeniyse, birilerinin partisi de o kadar yeni. Ayrıca yeni olmak da ne ki? Misal sırf yeni olduğu için her türlü elbiseyi giyer mi insan? Yeni olmasından ziyade, o kişinin veya toplumun ruhuna ve bedenine uygun olması gerekmez mi elbisenin? Evet; bu memlekete büyük hizmetleriniz oldu, ama faturayı da olması gerekenden bir hayli yüksek kestiniz. Evet; milli irade sizin üzerinizde tecelli etti, ama siz onu gidip rejime ciro ettiniz. Daha siz kendiniz inanmıyorsunuz seçimleri kazanacağınıza, ama millettin inanmasını bekliyorsunuz. Olmaz.

Her değişim, iyiye ve ileriye doğru olmaz; her barış, huzuru ve hukuku getirmez. Kimi değişimler var olanı da yıkar, kimi barışlarsa daha büyük savaşlara kapı aralar. Bazen değişim, bazen direniş gerekir. Hangisinin gerekli olduğunu bilmek içinse, hikmet sahibi olmak gerekir. Ve siz, hikmet sahibi bir lider değilsiniz Tayyip Bey. Kör bir taassupla hareket ediyorsunuz. İtikat, itibar ve itimat; toplumsal bazda üçünü de zedelediniz. Sizin iktidarınızda camiler şehrin süsü, devletin sesi oldular. Sizin iktidarınızda Müslümanların sayısı çoğaldı ama müminlerin sayısı azaldı. Dostunuz yok, dalkavuğunuz çok. Size duydukları saygının kaynağı geçtim sevgiyi, korku bile değil; arzu ve ihtirasları sadece. Tüm kalbimle söylüyorum; üzülüyorum size, acıyorum size. Görüyorum, kolaya kaçmaya çalışıyorsunuz. Lakin onu bile yanlış yerlerde, yanlış yollada arıyorsunuz.

Ne kadar iğreti ederseniz edin ve ne kadar eğreti durursanız durun; masanın devrilmesine müsaade edilmeyecek. Ne savaşın yükünü sırtlanabiliyorsunuz, ne de barışın sorumluluğunu üstlenebiliyorsunuz. O kadar uzaksınız ki milletten artık; sorumluluk almadığınız her gün daha da çok töhmet altında kaldığınızın idrakında değilsiniz. İnhisari bir ruh hali sizinkisi; devlete olan sevginiz koltuk sizin oldukça, millete olan saygınız ise sandıktan siz çıktıkça. Bu milletin tahammül sınırına akıl sır ermez, evet. Lakin artık haddinden fazla zorluyorsunuz. Hareket kabiliyetinizi ve esnekliğinizi yitirdiniz. Siyasetiniz, kelimelerin ve kavramların anlamını yitirmesine sebebiyet verdi. İnkâr, tasdikten kolaydır elbet. Bu yüzden alışkanlık oldu sizde inkâr etmek. Çürümüşlük o kadar yayıldı ki iktidarınıza; üstüne kaç kat boya vurursanız vurun, olmuyor, en fazla o boya kuruyana kadar koku bastırılabiliyor.

Gözlemlerinizi ön yargılarınızdan ayırabilmelisiniz; beklentilerinizi değil var olanı görebilmelisiniz. Ancak karanlıkta ve gizlice yapılabilecek şeyler, panayır gibi bu kadar uluorta yapılabiliyorsa eğer, bunun hesabını elbette birileri değil siz vereceksiniz. Zira her şeyi kendinize bağlayan sizsiniz. Mazeretiniz, maruzatınızı karşılamıyor artık. Müphemlik ile yürünecek yol da yürütecek süreç de kalmadı. Olağanüstü bir on yılın eşiğindeyiz. Lakin hiç ama hiç hazırlıklı değiliz. Müsebbibi kim? Elbette siz. Geçmişin tınısı da geçmişten gelen anlatı da şimdiki zamana tutunmanıza kâfi değil artık. Zira 22 Ekim ve 27 Şubat oyunun kurallarını baştan sona değiştirdi. Büyük ve kalıcı olan öykü, herkes hakkında olandır, herkesin içinde olduğudur. Siz ise ille de ben, hep ben deyip duruyorsunuz; kendi sesinize aşık, konuşup duruyorsunuz.

Gerçeklere tahammülünüz yok. Terörsüz Türkiye’ye doğru koşmuyor, adeta ondan kaçıyorsunuz. Halbuki Türkiye yüzyılı sizin liderliğinizde başlayabilirdi. Eğer yetmiyorsa kendi ivmeniz veya nefesiniz, eğer Pirus zaferi olacaksa zaferiniz; rakiplerinizin ivmesini kullanarak da kazanmayı bilmek veya karşı koymayı öğrenmek gerek. Hukuktan başka çareniz yok. Hayalin peşinden gitmek için, hayaletleri geride bırakmak gerek. Geçmişe dair söz söyleyerek alacak yolunuz yok. Acı, ağrıya dönüştü artık. Korkuların yok olmasından korkuyorsunuz, çünkü tüm hikayeniz korkular üzerine. Ne birilerinin size vaadi, ne de sizin birilerine dayatmanız o koltukta tutacak sizi. Kaldıysa eğer, maharetiniz ve ferasetiniz sizi o koltukta tutacak. Koltuk aynı koltuk olacak, ama yeri Beştepe değil Çankaya olacak. Başarabilirseniz eğer, en büyük zaferiniz bu olacak. Evet sizin cumhurbaşkanlığınızda bir dönem daha diyorum, ama Beştepe’de değil Çankaya’da diye ekliyorum.