Culha, akciğer kanserinin erken evrelerde sessiz kalabildiğini, çoğu zaman ilerleyen dönemlerde fark edildiğini belirtti. Hastalığın türü ve evresinin tedavi seçeneklerini şekillendirdiğini dile getiren Uzm. Dr. Culha, belirtiler, risk faktörleri ile tanı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.
İnatçı öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, hırıltılı solunum ve ses kısıklığının hastalıkta görülebilen belirtiler arasında yer aldığını anlatan Culha, açıklanamayan kilo kaybı, iştahsızlık ve sürekli halsizliğin de dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Kanlı balgam, şiddetli göğüs, sırt veya omuz ağrısı ile aniden gelişen solunum güçlüğünde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini vurgulayan Culha, "Özellikle uzun süren veya giderek şiddetlenen öksürük ihmal edilmemeli" dedi.
Sigara ve tütün ürünleri kullanımının en önemli risk faktörü olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Culha, pasif içicilik, radon gazı, asbest maruziyeti, hava kirliliği, KOAH gibi kronik akciğer hastalıkları ve ailede kanser öyküsünün de risk üzerinde etkili olabildiğini söyledi. Erken tanının, hastalığın evresine ve kişinin genel sağlık durumuna göre tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesini sağladığını belirtti.
Tanı sürecinde akciğer röntgeni, bilgisayarlı tomografi (BT), PET/BT, bronkoskopi, EBUS ve gerekli durumlarda MR gibi yöntemlerden yararlanılabildiğini aktaran Culha, kesin tanının şüpheli dokudan alınan örneğin biyopsiyle incelenmesi sonucunda konulduğunu ifade etti.
Tedavinin hastalığın türüne, evresine ve hastanın genel sağlık durumuna göre planlandığını belirten Uzm. Dr. Culha, cerrahi müdahale, kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapinin uygulanabilecek yöntemler arasında bulunduğunu söyledi. Kemoterapinin özellikle küçük hücreli akciğer kanserinde temel tedavi seçeneklerinden biri olduğunu, küçük hücreli dışı akciğer kanserinde ise ameliyat öncesinde tümörü küçültmek, ameliyat sonrasında hastalığın tekrarlama riskini azaltmak veya ileri evrede hastalığı kontrol altına almak amacıyla tercih edilebildiğini anlattı.
Kemoterapi sürecinde bulantı, kusma, iştahsızlık, halsizlik, saç dökülmesi, ağız içi yaralar ve kan değerlerinde düşüş gibi yan etkilerin görülebildiğini kaydeden Culha, bu şikâyetlerin yönetiminde hastanın ihtiyaçlarına göre destek tedavileri uygulanabildiğini söyledi. Bulantı ve kusma için hekim tarafından reçete edilen ilaçların düzenli kullanılmasının, küçük porsiyonlarla ve sık aralıklarla beslenilmesinin faydalı olabileceğini belirten Culha, halsizlik durumunda dinlenme araları verilmesini ve kişinin sağlık durumuna uygun hafif fiziksel aktiviteler yapılmasını önerdi. Ağrı kontrolünün de mutlaka hekim değerlendirmesiyle planlanması gerektiğini sözlerine ekledi.
Kemoterapi sırasında bağışıklık sisteminin etkilenebileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Culha, hastaların yeterli ve dengeli beslenmeye özen göstermesi gerektiğini söyledi. Protein ve enerji ihtiyacının karşılanmasının, yeterli sıvı tüketiminin ve kişiye uygun bir beslenme düzeninin önem taşıdığını belirten Culha, enfeksiyon riskini azaltmak için el hijyenine dikkat edilmesi, sebze ve meyvelerin iyi yıkanması, et ve yumurta gibi besinlerin yeterince pişirilmesi gerektiğini ifade etti. Enfeksiyonu bulunan kişilerle yakın temastan kaçınılmasının da bu süreçte önemli olduğunu vurguladı.
Kemoterapi tamamlandıktan sonra yorgunluk, iştahsızlık ve bazı yan etkilerin bir süre daha devam edebileceğini belirten Culha, iyileşme sürecinin hastanın genel sağlık durumuna ve aldığı tedaviye göre değiştiğini kaydetti. Tedavi sonrasında düzenli hekim kontrollerinin önemine değinen Uzm. Dr. Culha, hastalığın seyrini takip etmek amacıyla belirli aralıklarla fizik muayene, kan tahlilleri ve gerekli görüntüleme tetkiklerinin yapılabildiğini söyledi. Bu dönemde beslenme desteği, psikolojik destek ve rehabilitasyon uygulamalarının da hastaların yaşam kalitesinin korunmasına yardımcı olabildiğini dile getirdi.
Kemoterapi sonrasında günlük yaşama dönüş sürecinde düzenli uyku, dengeli beslenme ve doktorun önerdiği ölçüde fiziksel aktivitenin önem taşıdığının altını çizen Uzm. Dr. Culha, hastanın kapasitesine uygun hafif egzersizler ve açık hava yürüyüşlerinin günlük yaşama uyumu destekleyebileceğini söyledi. Sosyal yaşamdan tamamen uzaklaşmamak, aile ve yakın çevre desteğini sürdürmenin de bu süreçte önem taşıdığını belirten Culha, tedavi sonrasında hastanın ihtiyaçlarına göre planlanan destekleyici uygulamaların yaşam kalitesinin korunmasına katkıda bulunabileceğini ifade ederek açıklamalarını sonlandırdı.



