19 Ekim 2026, Pazartesi

Mevzurize

Canlı Piyasa Güncelleme
Bilim

Bilim İnsanları Hangi Hayvanları Neden İnceliyor?

Gezegenimizdeki yaşama dair bilgilerimizi; canlıların nasıl işlediğini, nasıl evrimleştiğini, birbirleriyle ve çevreleriyle nasıl etkileşime girdiğini inceleyen araştırmalar sayesinde ediniyoruz. Ancak yeryüzünde bilim insanlarının ayrıntılı biçimde inceleyebileceğinden çok daha fazla tür yaşıyor.Peki…

Bilim İnsanları Hangi Hayvanları Neden İnceliyor?

Gezegenimizdeki yaşama dair bilgilerimizi; canlıların nasıl işlediğini, nasıl evrimleştiğini, birbirleriyle ve çevreleriyle nasıl etkileşime girdiğini inceleyen araştırmalar sayesinde ediniyoruz. Ancak yeryüzünde bilim insanlarının ayrıntılı biçimde inceleyebileceğinden çok daha fazla tür yaşıyor.

Peki bilim insanları hangi türlere odaklanacaklarına nasıl karar vermelidir? Tüm türleri adil bir şekilde temsil etmek mantıklı bir yaklaşım gibi görünebilir. Bu durum adeta bir seçim sonucunu tahmin etmeye benzer; her bir yurttaşla tek tek görüşemeyeceğimiz için genel nüfusu gerçekten temsil eden bir örnekleme ihtiyaç duyarız.

Doğanın gizemlerini çözmek üzere yola çıkan bilim insanlarını harekete geçiren temel unsur meraktır. Dolayısıyla araştırma için seçilen canlıları da çoğunlukla araştırmacılarda en çok merak uyandıran unsurlar belirler. İşte bu durum, canlıların bilim dünyasında adil bir şekilde temsil edilmesi konusunda ciddi bir sorun yaratıyor.

Yakın zamanda yürütülen yeni bir çalışmada araştırmacılar, hangi hayvanların en çok incelendiğini ve bunun nedenlerini anlamak amacıyla ekoloji ve evrim alanındaki (biyotıp dışındaki biyolojik bilimleri kapsayan bir çatı kavram) araştırmaları mercek altına aldı. Elde edilen bulgular, araştırma tercihlerinde duyguların bilim insanlarının genellikle kabul ettiğinden çok daha büyük bir rol oynadığını gösteriyor.

Hangi Hayvanlar İnceleniyor?

Gezegenimizdeki hayvan türlerinin ezici çoğunluğunu böcekler, örümcekler, solucanlar ve sümüklüböcekler gibi omurgasız canlılar oluşturuyor. İki yaşamlılar, kuşlar, balıklar, memeliler ve sürüngenlerden oluşan omurgalılar ise yeryüzündeki tüm hayvan türlerinin yalnızca %5’ini meydana getiriyor. Bu nedenle bilim insanları çalışmalarında hayvanlar dünyasını adil bir biçimde temsil etmek istiyorsa araştırmaların büyük kısmının omurgasızlara ayrılması gerekirdi.

Bilim insanlarının hayvan çeşitliliğini araştırmaya ne kadar zaman ayırdığını anlamak isteyen ekip, 600’den fazla bilimsel dergide yayımlanan yaklaşık 1,4 milyon makaleyi inceledi. Şaşırtıcı olmayan bir biçimde, bu makalelerin yarısından fazlasının omurgalılara odaklandığı görüldü; bu tablo, araştırmacıların hangi canlıları incelemeyi tercih ettiği konusunda büyük bir yanlılık sergilediğini ortaya koyuyor.

Elde edilen sonuçlar, söz konusu yanlılığın ilk kez belgelendiği yirmi yılı aşkın süreden bu yana durumun düzelmediğini, hatta bazı alanlarda daha da kötüleştiğini gösteriyor. Örneğin deniz ve tatlı su biyolojisi araştırmalarında balıklara odaklanan çalışmaların oranı 2001 yılında yayımlanan makalelerin %35,8’i iken 2025 yılında bu oran %49,7’ye yükseldi. Bu artış; yumuşakçalar, kabuklular ve mercanlar gibi suda yaşayan en büyük canlı grubu olan omurgasızların aleyhine gerçekleşti.

Tespit edilen bu yanlılık; popüler hayvan gruplarının gerek diğer bilim insanlarının gerekse kamuoyunun daha fazla ilgisini çektiği sosyal medya paylaşımları ve haber mecralarıyla daha da pekişiyor. Dolayısıyla birçok bilim insanı, hangi hayvanları ilginç veya önemli bulduğu konusunda toplumun geri kalanından pek de farklı davranmıyor.

Bu Tercihlerin Arkasında Ne Yatıyor?

Bilim insanlarının araştıracakları canlıları seçmesinde pek çok etken rol oynasa da duygular bu süreçte belirleyici bir ağırlığa sahiptir. Araştırmacılar, çevrim içi bir anket aracılığıyla 868 hayvan davranışı uzmanına mesleki deneyimlerini ve kişisel tercihlerini sordu.

Anket sonuçları; kuşlar ve memeliler gibi hayvan davranışı araştırmalarında popüler olan canlı gruplarının, başta örümceğimsiler olmak üzere diğer canlılara kıyasla çok daha olumlu değerlendirildiğini ortaya koydu.

Hayvanlara yönelik algılarımızın henüz erken çocukluk döneminde şekillendiği düşünüldüğünde bu durum şaşırtıcı değildir. Hangi hayvanların sevimli olduğuna dair toplumda kök salmış kabuller, bireyler bilim insanı olduğunda da varlığını sürdürme eğilimi gösterir.

Neyse ki araştırma bulguları, bir canlı grubunu yakından tanımanın ona duyulan hayranlığı artırdığını da gösterdi. Belirli bir hayvan grubuyla doğrudan çalışan araştırmacılar, bu deneyimin ardından o gruba yönelik çok daha olumlu bir bakış açısı geliştirdi; bir başka deyişle, o canlıları tanıdıkça sevdiler.

Göz Ardı Edilen Canlılar Neden Önem Taşıyor?

1980’li yıllarda zehirli bir kertenkele türü olan Gila canavarı tükürüğü üzerinde yapılan araştırmalar, günümüzde yaygın olarak kullanılan Ozempic gibi kilo verme ilaçlarının geliştirilmesine zemin hazırladı. Benzer biçimde yılan, örümcek ve akrep toksinleri üzerine yürütülen çalışmalar yeni nesil ağrı kesici ilaçların üretilmesinde kullanılıyor. 1960’larda biyolojik ışıma yapan denizanasından yeşil floresan proteinin keşfedilmesi ise tek tek hücrelerin etiketlenmesini mümkün kılarak biyolojide bir devrim başlattı ve bu buluş 2008 yılında Nobel Kimya Ödülü ile taçlandırıldı.

Bu örnekler, bilimsel ilerlemenin sıklıkla beklenmedik keşiflere ve zamana ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Bilim, incelenen canlının karizmatik olup olmadığını önemsemez. Çoğu zaman çirkin, iğrenç veya tehlikeli olarak görülen canlılar (ki aslında nadiren tehlikelidirler), toplum için en az sevimli ve tüylü hayvanlar kadar, hatta bazen onlardan çok daha yararlı olabilir.

Yürütülen çalışma, toplumun belirli canlılara yönelik geliştirdiği ve genellikle doğadan kopukluktan ya da yanlış bilgilerden beslenen olumsuz algıların, biyolojik süreçleri anlamakla görevli bilim insanları tarafından da paylaşıldığını gösteriyor. Bilim insanlarının bu tercihlerini anlamak büyük bir önem taşıyor; çünkü bu kararlar doğrudan bilimsel ilerlemenin yönünü belirliyor.

İnsan kaynaklı etkilerin biyoçeşitlilik kaybını hızlandırdığı günümüzde, hayvanlara yönelik algımızı acilen değiştirmemiz gerekiyor. Örneğin böcek popülasyonları tarihte görülmemiş bir hızla azalıyor; fakat çoğu böcek türü hakkında ya çok az şey biliyoruz ya da hiçbir şey bilmiyoruz. Pek çok tür henüz bilimsel olarak tanımlanmadı bile ve biz onların varlığından haberdar dahi olmadan soyları tükenebilir. Bu durum, yalnızca o canlıların ekosistemlere sağladığı dengeleri değil, insanlığa sunabilecekleri olası faydaları da henüz keşfedemeden sonsuza dek yitireceğimiz anlamına geliyor.

Bu Yanlılığı Kırmak için Neler Yapabiliriz?

Yine de umut verici gelişmeler var. Araştırmanın ortaya koyduğu bulgular, insanların “çirkin“ ya da “korkutucu“ bulunan canlılarla daha fazla zaman geçirdikçe onların değerini daha iyi anladığını gösteriyor. Örümcekler de dâhil olmak üzere tüm canlıların ekosistemlerde hayati bir rol üstlendiği fark edildiğinde, bugüne dek göz ardı edilmiş bu canlılara hak ettikleri ilgiyi göstermek çok daha kolay hâle gelecektir.

Invertebrates Australia gibi sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda sosyal medya içerik üreticisi, omurgasızların aslında ne kadar büyüleyici ve önemli olduğunu gözler önüne sererek bu konuda değerli adımlar atıyor.

Fakat araştırma yanlılığını azaltabilmek için özellikle hükümetlerden ve üniversitelerden gelecek daha fazla desteğe ihtiyacımız var. Karar alıcılar, daha önce hiç incelenmemiş türlere ve ihmal edilmiş hayvan gruplarına yönelik araştırmalara fon sağlayarak bilim dünyasında büyük bir dönüşüm yaratabilir.

Eğer bu yaklaşımı değiştirmezsek yalnızca sevimli bulduğumuz canlılara yöneldiğimiz için bilimsel keşiflerin hızını kesme riskiyle karşı karşıya kalırız. Sosyal medya akışınızda bir dahaki sefere bir hayvan videosu karşınıza çıktığında, sadece o tüylü favorileri değil, diğer türleri de paylaşmayı deneyin. Çünkü daha az gösterişli olan türler de en az onlar kadar ekosistemin vazgeçilmez bir parçası ve merakımızı fazlasıyla hak ediyor.