Yaşar, son dönemde yaşanan sellerin, kuraklığın ve aşırı hava olaylarının iklim krizinin artık geleceğin değil, bugünün meselesi olduğunu gösterdiğini belirtti. Dayanıklılık anlayışının değişmesi gerektiğini vurgulayan Yaşar, bir selin yalnızca evleri ve araçları değil, üretimi, ticareti ve istihdamı da etkilediğini, kuraklığın tarımsal üretimden gıda fiyatlarına kadar geniş bir alanda sonuçlar doğurduğunu söyledi. Yaşar, "İklim risklerini artık ekonomik kararlarımızın, yatırımlarımızın ve kalkınma politikalarımızın merkezine yerleştirmek zorundayız" dedi.
Sigortacılığın ekonomik ve toplumsal dayanıklılığın vazgeçilmez yapı taşı olduğuna dikkat çeken Yaşar, tüm politika yapıcıları ve karar alıcıları bu gerçeği esas alan bir yaklaşım benimsemeye çağırdı. Dayanıklılığın uzun yıllar bir felaketin ardından yeniden ayağa kalkabilmek olarak tanımlandığını hatırlatan Yaşar, bugün meselenin yalnızca eski hale dönebilmek olmadığını, değişen şartlara uyum sağlamak, yeni riskleri yönetmek ve hayatın sürekliliğini korumak gerektiğini ifade etti. Bir sonraki afete aynı kırılganlıklarla yakalanılması halinde yaşananlardan yeterince ders çıkarılmamış olacağını belirtti.
Yaşar, sigortacılığın bu dönüşümdeki rolünün doğru anlaşılması gerektiğini söyleyerek şöyle devam etti: "Sigortacılık bu dönüşümün seçeneklerinden biri değil, olmazsa olmaz yapı taşıdır. Sigortayı yalnızca hasar sonrasında devreye giren bir tazminat mekanizması olarak gören anlayışı değiştirmek zorundayız." Politika yapıcılarına ve karar alıcılara çağrıda bulunan Yaşar, sigortacılığın alınan kararların sonuçlarını güvence altına alan bir mekanizma olarak değil, o kararların daha en başından ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Sigortanın olmadığı yerde riskin maliyetinin ortadan kalkmadığını, vatandaşın, işletmenin ve nihayetinde kamunun üzerinde kaldığını dile getiren Yaşar, iklim krizine karşı dayanıklı bir ekonominin güçlü bir sigorta sistemi olmadan inşa edilemeyeceğini söyledi.
Quick Sigorta Genel Müdürü Eyüp Özsoy ise ekim ayında Marmara Bölgesi'nde yaşanan sellerin sigorta bilançosuna ilişkin değerlendirmede bulundu. Son verilere göre sektör genelinde açılan hasar dosyası sayısının 12 bin 440'a, toplam bildirilen hasar büyüklüğünün 13,86 milyar liraya ulaştığını aktaran Özsoy, bugüne kadar sigortalılara yaklaşık 1,09 milyar lira tazminat ödendiğini, hasar tespit ve ödeme süreçlerinin devam ettiğini belirtti. Bu rakamların yalnızca sigorta güvencesi altındaki zararları gösterdiğini kaydeden Özsoy, sigortasız kayıplar da düşünüldüğünde afetin ekonomik boyutunun çok daha büyük olduğunun görüldüğünü ifade etti.
Sellerin Türkiye'deki sigorta koruma açığını bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Özsoy, ülkemizde yaklaşık her dört araçtan yalnızca birinin kasko güvencesine sahip olduğunu söyledi. Elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla yeni risklerle de karşılaşıldığını aktaran Özsoy, suya maruz kalan batarya ve elektronik sistemlerde hasarların zaman içinde ortaya çıkabildiğini, bu nedenle hızlı hasar tespiti, uzman ekspertiz ve doğru teminat yapısının her zamankinden daha önemli hale geldiğini dile getirdi.
İklim krizine karşı dayanıklılığın yalnızca afet sonrasında alınacak önlemlerle sağlanamayacağını belirten Ahmet Yaşar, şehir planlamasından altyapı yatırımlarına, sanayiden tarıma kadar bütün ekonomik kararların risk yönetimi ve sigorta perspektifiyle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Yeni bir şehir planlanırken, altyapı yatırımı yapılırken, sanayi tesisi kurulurken veya tarımsal üretim desteklenirken riskin nasıl yönetileceğinin ve nasıl güvence altına alınacağının en başından düşünülmesi gerektiğini söyleyen Yaşar, sigortacılığın başarısının da yalnızca ödenen tazminatla değil, korunmasına katkı sağlanan ekonomik ve toplumsal değerle ölçülmesi gerektiğini belirtti. Veri, teknoloji, risk analizi ve önleyici çözümlerle bu sorumluluğun daha ileri taşınabileceğini ifade etti.
COP31 kapsamında Türkiye Sigorta Birliği tarafından oluşturulan Insurance House girişimine destek verdiklerini belirten Yaşar, 11-12 Kasım'da gerçekleştirilecek COP31 Küresel Sigorta ve Dayanıklılık Zirvesi ile 13-14 Kasım'da UNEP FI tarafından düzenlenecek COP31 Küresel Sürdürülebilir Sigorta Zirvesi'nin uluslararası iş birlikleri açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. İklim finansmanının yalnızca karbon emisyonlarının azaltılmasıyla sınırlı düşünülemeyeceğini kaydeden Yaşar, şehirlerin, altyapının ve üretimin değişen iklim şartlarına hazırlanmasının da ciddi kaynaklar gerektirdiğini, sigorta ve reasüransın bu süreçteki rolünün ekonomik dayanıklılığın temelinde yer aldığını söyledi. Türkiye Sigorta Birliği'nin Insurance House girişiminin bu anlayışın uluslararası düzeyde güçlenmesine katkı sağlayacağına inandığını dile getirdi.
Türkiye'nin COP31 ev sahipliğini desteklediklerini vurgulayan Yaşar, sözlerini şöyle tamamladı: "Geleceği koruma sorumluluğunu paylaşıyoruz. Geleceğe güvenle bakmak istiyorsak, yarının şartlarına bugünden hazırlanmalıyız. Bunun yolu da sigortacılığı ekonomik ve toplumsal dayanıklılığın vazgeçilmez yapı taşı olarak kabul etmekten geçiyor. İklim krizinde ayakta kalmaktan daha fazlasına ihtiyacımız var. Güçlü bir sigorta sistemi olmadan bunu başaramayız."
Ahmet Yaşar, eylül ayında da sigorta sektörünün OVP hedeflerinin gerçekleşmesine katkı sağlayacak stratejik sektörlerin başında geldiğini belirtmişti.











